#101015Ankara
Cover image

Ahmed Alkhadi: Gazze hudutlarının dar geldiği öğretmen

Bilindiği kadarıyla insan, varolduğundan beri seyahat ediyor, bunların adı anılmayacak kadar azı turistik amaçlı. İnsan hayatta kalmak; daha güvenli, müreffeh bir yaşam için yerini yurdunu terk ediyor. Sadece son beş yılda milyonlarca insan “bir hayat için” yollara düştü. Hepsinin yolu yordamı, bulduğu çözüm farklıydı, dertleriyse ortak. Bu yollarda Instagram’lık bir sahne yoktu. Filistinli Ahmed Alkhadi, 15 Mayıs 1988’de Gazze’de dünyaya geldi. Filistinlilerin lanetle andıkları işgalin 40’ıncı

Link
Cover image

Osman Turan Bozacı: Beni ağaçlarımın meyvesini yerken hatırlasınlar

Gökyüzünün koyu grisiyle kapladığı yeşil, hırçın dalgaları durgun Karadeniz’in… Sanki gidenin yitikliği doğaya dökülmüş. Yeşilin ve mavinin heyecanı hiç dinmeyen çocuğuydu o. Öğrencilerini seven bir öğretmen, iyi bir dost, sıkı bir devrimci, tutkulu bir Beşiktaş taraftarı, eşine şiirler yazan bir âşık, dert ve suç ortağı bir baba… Dostlarını, ailesini dinlerken, akla Nâzım Hikmet’in dizeleri geliyor: “O, topraktan öğrenip, kitapsız bilendir.” Barış için başlayan yolculuğunun ilk durağı, son y

Link
Cover image

Muhammet Zakir Karabulut: Ankara’da, mecliste göreceksiniz beni

Bitlis’in Küllüce köyünde, her gece 3.30’da kalkıyor Mehmet Zeki Karabulut. Camiyle ev arası 500 metre. Önce camiye gidiyor, sonra iki kilometre yürüyor karanlıkta, çiftliğe ulaşıp hayvanları yemlemek için. Sabah 7.00 gibi köye dönüyor, bahçeyi suluyor. 17.00’de tekrar hayvanlar için çiftliğe doğru yola çıkıyor. Her gün bu rutinle geçerken, köyle bahçe yolu arasında oğlunun mezarına da uğruyor. Ankara Katliamı’nda kaybettiğimiz Muhammet Zakir Karabulut’un babası o. 57 yaşında; “Genç yaşımda yapm

Link
Cover image

Abdülbari Şenci: Kürt sorununun çözüleceğine inanıyordu

Onun hikâyesini dinlemeden önce internette fotoğraflarını arıyorum. Karşıma hafif kırlaşmış saçları, zamanın izlerini gözlerinin altında, alnında, bir ömür çalışmışlığın getirdiği yorgunluğunu ince kollarında taşıyan biri çıkıyor. Ailesi görüşmeyi güvenlik gerekçesiyle kabul etmediği için onu gecesini gündüzünü geçirdiği HDP Şişli İlçe Teşkilatı’ndaki arkadaşlarından dinliyorum. Beş çocuk babası Abdülbari Şenci. 1980’lerin, 1990’ların göçüyle İstanbul’a gelenlerden. 1980’lerin sonunda Siirt’

Link
Cover image

Sezen Vurmaz Babatürk: İlk kez bu kadar güzel bir kalabalığın içindeydim

Sezen Vurmaz Babatürk, Ankara’ya kızı Özden’le birlikte “barış” demek için gittiği mitingde bombaların hedefi olacağından habersiz binlerce kişiden sadece biriydi. Biriydi ama dedik ya, Sezen sadece bir sayıdan ibaret değildi; tıpkı o gün yaşamını yitiren diğerleri gibi. Sezen, anneydi, evlattı, eşti, kardeşti, arkadaştı... Sezen’in ne uğruna olduğunu bile bilmediğimiz bir kurbandan daha fazlası olduğuna inanarak, onu bir de ailesinden dinlemek için Malatya’ya annesinin evine gittiğimde beni gül

Link
Cover image

Dilan Sarıkaya: Güvercinleri uçuracağız

“Bak, Dilan gibi karşıladım seni.” Başında kızının yemenisi; hiç yıkamamış. Kokusu gitmesin istiyor. Kat izini dahi bozmamış; en son nasıl kullanıldıysa öyle. Üzerinde de Dilan’ın kocaman gülümsediği fotoğrafının basılı olduğu bir tişört. 10 Ekim Ankara Katliamı yaşandıktan sonra binlerce fotoğraf gördük. Arkadaşının başında bekleyenler, kızına siper olan babalar, annesine sarılan evlatlar, bibergazı dumanından kaçan yaralılar... Yirmi iki yaşındaki Dilan Sarıkaya ise sevgilisinin kucağında y

Link
Cover image

Güney Doğan: Yoksul çocukları okutacaktı

28 Temmuz 1992'de İstanbul’da Şişli Etfal Hastanesi’nde, sağanak yağmurlu bir günde doğdu Güney Doğan. Mustafa Bey ve Derman Hanım’ın ilk çocuklarıydı. Mustafa Bey, Yılmaz Güney’den esinlenerek, ilk çocuğunun ismi Güney sonra geleninki de Yılmaz olsun istiyordu. Ancak anne Derman Hanım bu ismi hiç istememişti, çünkü Yılmaz Güney fazla yaşamadı, oğlunun kaderi ona benzer diye korkuyordu. Mustafa Bey çok ısrar edince, Güney ismini kabul etti ancak bir şartı vardı, sonra olacak çocuklarının ismini

Link
Cover image

Aycan Kaya: İstediği her şeyi yapabileceğini düşünüyordu

Memleket İsterim Memleket isterim Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun; Kuşların çiçeklerin diyarı olsun. Memleket isterim Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun; Kardeş kavgasına bir nihayet olsun. Memleket isterim Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun; Kış günü herkesin evi barkı olsun. Memleket isterim Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun; Olursa bir şikâyet ölümden olsun. Koşulsuz, şartsız bir varoluş mücadelesi, gönülden bir yaşam hikâyesi Aycan Kaya’nın kırk iki yıllık kıs

Link
Cover image

Tekin Arslan: Çetin zamanlarda hep ön saftaydı

Başka başka şehirlerden, mahallelerden, evlerden geldikleri hâlde yürekleri aynı coşku ve umutlarla yüklü binlerce insan, bir sonbahar sabahının aydınlığı altında toplanmışlardı. Alçaklığın, pusuda beklediğinden habersiz… Barış umuduyla ışıyan bir günü daha acının karasına bulayan kalleşlik, ne yazık ki Suruç’un ardından bu kez Ankara’da karşımıza çıkmıştı. Katışıksız kötülük, barış yoluna baş koymuş nice insanımızı 10 Ekim 2015 günü aramızdan aldı. Başkalarının acılarına ortak olan, dertlerin

Link
Cover image

Ata Önder Atabay: Çocuklarla birlikte büyük başarılar kazandı

Özgür ve Önder, yıldızsız bir gecede göğe bakıyor. Bütün çocuklar gibi büyümeyi düşlüyorlar. Büyüdüklerinde ne olacaklarını. Önder, kendisinden üç yaş büyük ablasının yanında onun derslerine gidiyor gündüzleri. Okuldan, okullardan ve sonrasından konuşuyorlar. 1982 yılı Polis babalarının görevi nedeniyle Diyarbakır’dalar. Sonra silah sesleri kaplıyor göğü. Kentin her yerinden geliyor sesler. Korkuyla eve girip divanın altına saklanıyorlar. Düşlerinde yine yarınlar, önlerinde kanlı bir askerî darb

Link
Cover image

Orhan Işıktaş: Oğlum da olsa kızım da olsa adını Deniz koyacağım

Orhan Işıktaş kendinden sonraki zamana ve insanlara ırgatlık ettiği tarlalardan toplayıp elleriyle toprağa işlediği fidelerden bir orman bırakmış... Çukurova’nın uçsuz bucaksız düzlüklerinde, bahar müjdecisi çiçeklerini saatlerce seyrettiği, yaz geldiğinde meyvelerini tek tek saydığı incir, portakal, kayısı, ceviz ve nar ağaçlarından bir küçük orman. Mersin’e Maraş yönünden otobüsle giriyorum. Otogarda buluşuyoruz Ankara katliamında hayatını kaybeden Orhan Işıktaş’ın ağabeyi İhsan ile. İstanbul’

Link
Cover image

Nizamettin Bağcı: Buzdolabındaki çocuğu görmedin mi?

Nizamettin Bağcı 1959’da Muş’un Bulanık ilçesinin Çaygeldi (Alibonciya) Köyü’nde 11 kardeşin en büyüğü olarak dünyaya geldi. Barış Mitinginde aramızdan ayrılmasından bir yıl sonra, ailesi hayatlarında ilk defa gördükleri bana, dışarıdan gelen bir yabancıya, tek katlı evlerinin geniş salonunda hep birlikte oturup anlattılar babalarının hikâyesini: Nizamettin Bağcı’nın çocukluğu 12 Eylül’ün getirdiği kargaşa ve baskılar sonrasında nüfusu iyice cılızlaşan Çaygeldi’nin uçsuz bucaksız düzlüklerinde

Link
Cover image

Necla Duran: Hayatın bütün yükünü sırtlanan kadın

İlkokuldan itibaren ezberletilen bilgilerdendir: Başka bir ülkenin sınırlarında doğup Türkiye’den denize dökülen yegâne nehir Asi’dir. Asi, her yıl biriktirdiği odun parçalarını Hatay’ın yoksul mahallelerinde yaşayanlara yakıt olarak hediye eder. Odunları toplama ve yukarı taşıma işini genelde erkekler yapar, ya da Necla gibi güçlü kadınlar. Bu Necla Duran’ın küçük yaşlarından itibaren bir saniye yüksünmeden sırtlandığı yüklerden yalnız biriydi. Yunanlılar Atlas’ı bir erkek olarak hayal ettikle

Link
Cover image

Cemal Avşar: Benim cenazem çok kalabalık olur

Cemal Avşar 1959’da Ardahan’da doğdu. Küçük yaşta İstanbul’a geldi. Zor şartlarda kendini yetiştirdi. Emekçiydi. Babaydı. Eşti. Okumayı, düşünmeyi severdi. Ülkesi için çok kafa yorardı. Ailesiyle buluşmamız çok kolay olmadı. Eşi Gülşen Hanım’ın önce tereddüt etmesi, sonra oğluyla konuşması, 10 Ekim davasının ilk duruşmasına katılmak için Ankara’ya gitmesi, kızları Ayşegül’ün önemli bir sınava girip çıkması gibi nedenler yüzünden bir araya gelmemiz, buluşmamızı gerçekleştirmemiz zaman aldı. Bir

Link
Cover image

Selim Örs: Toprağına dönemedi

10 Ekim 2015 tarihinde IŞİD’in Ankara’da gerçekleştirdiği canlı bombalı saldırıda hayatını kaybeden Selim Örs’ün İstanbul-Üsküdar’daki aile apartmanının kapısında bizi Yakup karşılıyor. Apartmanın ikinci katına çıkıp perdeleri kapalı loş salona giriyoruz. Selim’le birlikte mitinge gitmiş olan Ayhan bizi orada bekliyor. Yan odadan salona giren anne Zeliha Örs “Gözüm sürekli kapıda” diye başlıyor söze ve konuşmasına Kürtçe, kesik kesik devam ediyor: “Sürekli gözlerimin önünde. Gülüşü, üzülüşü göz

Link
Cover image

Mehmet Ali Kılıç: 12 Eylül’de ölen amcasının adını taşıyordu

10 Ekim katliamının en şiddetli hissedildiği şehirlerden biri Malatya. Bu şehirde, o gün barış için bir araya gelen hiç kimsenin, bir sayı ya da sadece bir isim olmadığını bilerek Mehmet Ali’nin hikâyesini dinleyeceğim ailesinden ve arkadaşlarından. Mehmet Ali memleketlim, aramızda biraz daha az yaş farkı olsa belki de aynı liseye gideceğim, arkadaşlarımın komşusu, arkadaşlarımın arkadaşı, bir zaman aynı sokaklardan geçtiğim biri. Onun hikâyesini dinlemek, onu tanımak için, çocukluğumun geçtiği

Link
Cover image

Ali Kitapçı: İnsanlar onun arkasından trenin önüne atlardı

Tanıdığınız tanımadığınız herkesi düşünün; bu insanların arasından kim harekete geçmek üzere olan bir trenin önüne atlar? Ya da soruyu başka türlü soralım; insanların hareket etmek üzere olan bir trenin önüne, onunla birlikte atladığı insan, nasıl bir insandır sizce? Ali Kitapçı, insanların arkasından trenlerin önüne atladığı bir adam. 27 Nisan 1958’de Sivas’ta hâkim bir babanın oğlu olarak doğar Ali Kitapcı. Babasının mesleği gereği farklı yerlerde geçen çocukluğu ve ilk gençliği 12 Eylül günl

Link
Cover image

Canberk Bakış: Okulu, sazı, her şeyi yarım kaldı

Sert bakışlarına rağmen, yirmi yaşında bir güzel esmer çocuk Canberk. Malatya Mamurek köyünde yaşayan Alevi-Kürd bir ailenin çocuğu olarak, Ankara’ya, ''barışı getirmeye'' gittiğinde, üniversiteye başlayalı henüz on beş gün bile olmamıştı. Babası ile dedesinden aldığı müzik sevgisi ve kabiliyetiyle konservatuara girmek istemiş, ancak heyecanlanıp sınavı geçemeyince şansını Aydın'daki Adnan Menderes Üniversitesi'nin maliye bölümünde kullanmıştı. Zaten Ankara’ya da Aydın’dan gitmişti. Malatya’y

Link
Cover image

Yılmaz Elmascan: Birlikte oradaydılar!

Bir isim seçtim: Yılmaz Elmascan. Barış Porteleri’ni kaleme alan herkes gibi, listeden bir isme parmağımı koydum. Liste… Ne aşağılık, ne acımasız, ne kadar kâğıt. Ne kadar kolay, ne kadar ağır. Suruç, uzak. Yılmaz da uzakta olanı seçerdi, eminim. İnsanın birbirine uzaklığı ve bambaşkalığı, farklı tepkimeler doğuran ebedi bir aynılıktan gelmez miydi? Urfa’ya iner inmez, otogarda beni karşılayan Mazlum oldu. Yılmaz’ın yeğeni, on altı yaşında daha. Üniversite hayalinden lafladık. Sanki sırf bunun

Link
Cover image

Resul Yanar: Çocukla çocuk, büyükle büyük olurdu

11 Ekim 2015 tarihli genellikle muhalif medyada basılan vesikalığında dalgalı kısa saçları, sanki olan bitene biraz şaşırmış gibi bakan koyu elâ gözleri, kalın kaşlarının üzerindeki çizgiler dışında neredeyse hiç kırışmamış yüzü, mavi-lacivert çizgili gömleğiyle gencecik, yakışıklı bir adam Resul Yanar. Resul, Manisa’nın Saruhanlı ilçesine bağlı Azimli Mahallesi’nde yaşıyordu. Azimli, yaklaşık bin nüfuslu, neredeyse tamamını zorunlu göç mağduru Kürtlerin oluşturduğu; kötü asfaltlı dar yolu ağaç

Link
Cover image

Metin Peşmen: Ülkede daha güzel şeylerin olacağına inanıyordu

1962 Doğumlu, aslen Malatya’lı, Dedeyazı Köyü'nden çoban Rıza’nın oğlu, yirmi yıl önce Tarsus’a göç etmiş, esnaf, tipik bir mahalle bakkalı, Tarsus Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Yöneticisi, Alevi Kürt, evli, üç çocuk babası. 1978 yılında Malatya’da 17 Nisan günü belediye başkanı Hamido’ya yapılan bombalı suikast kentte kan dondurucu olaylara yol açtı. Kent üç gün süreyle, “intikam”, “kahrolsun komünistler” ve “din elden gidiyor” diye bağrışan kalabalıkların saldırılarına sahne oldu, sekiz kiş

Link
Cover image

Erhan Avcı: İnatçı, mert, romantik bir ''at'', güleryüzlü ''sıra neferi''

Bu göç, ayrılık, kan, gözyaşı, sürgün, yoksulluk, dram ama bir o kadar da sevda, tutku, neşe ve mücadele kokan netameli satırları yazan kişi; kirli savaştan, işkenceden, iş cinayetinden, trafik kazasından nice sevdiğini, dostunu, yoldaşını kaybetmiştir. Şu anda da bütün isimsiz kahramanlarınki kadar muazzam hikâyesini nasıl anlatacağını bilemediği dostu, kardeşi, yoldaşı Erhan Avcı’nın kendisinden bir küçük kardeşi Burhan Avcı’yı sadece iki gün önce, yani abisinin ölümünden tam bir yıl bir gün s

Link
Cover image

Niyazi Büyüksütçü: Yatakta değil, mücadele içinde ölmek isterdi

Masanın iki ucunda karşılıklı oturuyoruz. Eylül ayında olmamıza rağmen hava sıcak. Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü Antalya Gazipaşa'dayız ne de olsa. Terliyorum. Hem sıcaktan hem de bir insana hayatının en büyük acısını anlattırmanın getirdiği mahcubiyetten. Ankara Garı katliamında kaybettiğimiz emekli öğretmen ve HDP Gazipaşa İlçe Eşbaşkanı Niyazi Büyüksütçü'nün eşi Emine Hanım'ın acısı hâlâ taze. Nasıl olmasın ki? Ülkesine barış, adalet gelsin diye mücadele eden eşini, yoldaşını yitirdi o. Üz

Link
Cover image

Leyla Çiçek: Çocukken belediye başkanı olmak istiyormuş

Üç yaşında bir kızım var; adı Leyla. Annesi Mardinli bir Kürt… İnsan soyunun anneden devam ettiğine inandığım için, Leyla benim küçük Kürt kızım. Neredeyse bütün hayatımı Kürtlerle birlikte geçirdim. Onların bu ülkede yaşadığı acılara yakından tanıklık ettim. Şimdi yeni bir acıya, bu kez kızımla aynı adı taşıyan genç bir Kürt kızının arkasında bıraktığı acıya tanıklık etmek için Tarsus’a doğru yola çıkıyordum. Leylaların oturduğu yoksul mahallesi Mithatpaşa, Tarsus’un antik kalıntılar ve müzel

Link
Cover image

Bilgen Parlak: Hayat tune

1900'lerin başında doğan Abuzer, Adıyaman Sincik'in Yarpuzlu köyünden 1 numaralı adamı olacağı Kahta'ya taşındı. Otuz yıl muhtarlık yaptığı Kâhta’da adı ağalardan önce bilindi; evi, Kâhta’dan yolu geçenlerin durağı, kıtlıkta yiyecek bulamayanların sofrası, memurların misafirhanesi oldu. Abuzer’in dokuz çocuğundan eski postacı Hasan Parlak, Kâhta’nın Ofis durağına yakın beklerken bir arabayla geldi. İçinden çıktığı arabayı küçülten haşmeti, çat kapı gelmenin tedirginliğini büyüttü. Oğlunun meza

Link
Cover image

Mehmet Hayta: Göreceksin bak abi, tüm Türkiye beni tanıyacak

10 Ekim katliamı sonrasında #SayıDeğilİnsan diyerek kayıpların hayatlarından kesitleri paylaşmaya başladığımızda, tanımadan sevdiğim gencecik bir insan Mehmet Hayta. Onu daha yakından tanımak ve kimse unutmasın, tarihe not düşebilelim diye Malatya'ya doğru yola çıkıyorum. Geç ve eksik bir tanışıklık olacak bu. Malatya'da oturup sohbet ettiğim her hayat değişmiş, gidenlerin ardından simsiyah saçlara aklar düşmüş. Bir gecede yaşlanmak, yiyip içemez olmak var Malatya'da. Bayramda, kar yağdığında ön

Link
Cover image

Ebru Mavi: Hiç arkasını dönüp gitmezdi

Masanın üzerinde duran ses kayıt cihazının dalgaları bir inip bir alçalıyor. Bazen dümdüz, dalgasız bir deniz gibi uzanıp gidiyor. Büyük sessizlikler giriyor yüksek dalgaların arasına. Yirmi yaşında, 10 Ekim günü hayatları parçalayan o büyük sesin götürdüğü canlardan biri olan Ebru Mavi’yi, o koca meydanda onun yanı başındayken sağ kurtulan dayısı İsmail İşli anlatıyor. Bir yükselip bir alçalan, bir susup bir ağlayan sesiyle Ebru’nun sesinden dem vuruyor. “Ebru bizdeki her Alevi Kürt gibi tür

Link
Cover image

Seyhan Yaylagül: Neredeyse bütün aileyi çekip çeviriyordu

Hâlâ Maraş katliamının izlerini, hafızasını dünmüş gibi taşıyan bu Kürt-Alevi yerleşim yerlerinde, çok sevilen, çok özlenen Seyhan Yaylagül’ün izini sürmek üzere Elbistan otogarına indiğimde Seyhan’ın kendisinden on yaş büyük ablası Meryem Yıldız’ın eşi İsmail Bey karşılıyor beni. Meryem Hanım’ın evine gidiyoruz. Hakkındaki detaylara geçmeden önce Seyhan hakkında ne öğrendin, iki kelimeyle anlat deseniz hiç düşünmeden “ailenin direğiymiş” derim. Neden diye sorarsanız işte hikâyesi! Kahvaltıdan

Link
Cover image

Yunus Delice: Kafasına bir şey koydu mu, vazgeçirene aşkolsun!

“Onun olduğu ortamda hep gülerdik.” “Suratsız hâlini hiç görmedim…” “Haksızlığa karşı sessiz kalamaz. Doğru bildiği bir şey oldu mu tartışmak zorunda.” Arkadaşlarıyla görüşüp bunları duymadan çok önce, Yunus’u tanımak için çıktığım yolun başından beri, kulağımda hep aynı şarkı dönüp duruyor. Kâzım Koyuncu’nun sesinden Attila İlhan’ın dizeleri. “Boynuna o yeşil fuları sarma çocuk/ Gece trenlerine binme, binme kaybolursun/ Sokaklarda mızıka çalma çocuk/ Vurulursun…” Sanki ille de bu şarkı tari

Link
Cover image

Azize Onat: Sen uğraşmazsan, ben uğraşmazsam barış nasıl gelecek bu ülkeye

“Bir gece öncesinde hazırlıklarımızı yapmış, beraber yemek yemiştik. Şenliğe, bayrama gider gibi hazırlanmıştık Ankara’ya yola çıkarken. Bu insanlar türküler söylemeye, halay çekmeye gittikleri barış mitinginde öldürüldüler, silahlı çatışmada değil. İşte en çok da o canımı yakıyor.” HDP Üsküdar İlçe Merkezi’nde eşbaşkan Ayfer Çelik anlatıyor. 29 kişi, güle oynaya gittikleri Ankara’dan yedi cenaze ile dönmüşler. Bombalar hemen onların yanı başında patlamış, kayıplarının çok olması da bu yüzden.

Link
Cover image

Feyyat Deniz: Gerçek bir baba

“Baba...'' Bir gün bu sözü söylediğinizde cevap veren olmuyor. Yok… Yok… Yok… Sessizlik… Bir gün, babanızı kaybediyorsunuz. Babayı kaybetmenin kolay alışılır bir nedeni yok ama bazı sebepler diğerlerinden daha beter. Sekiz çocuğun babası Feyyat Deniz. Onu Ferhat olarak bilen çok. Liceli. Kulp’un Düzce (Pasur, Lice’nin; Milika ise köyün Kürtçe isimleri) Köyü'nden. Ömrünün çoğunu Diyarbakır’da geçirmiş. Elektrikçilik yapmış. İmkânsızlıklara rağmen, çocukları, kendilerini çok ayrıcalıklı ve zengi

Link
Cover image

Emine Ercan: Renk renk ışık saçılıyor büyüttüğü sardunyadan

Elime kâğıdı tutuşturuverdi: "Eşimi yazmaya çalıştım." Hiç yazmaya çalıştınız mı bir daha göremeyeceğiniz en yakınınızdakini? Çorum burası, Ercan ailesinin memleketi. Uzun yol tariflerinden sonra "yeni kentleşmiş" bir mahallede, kaldırımda karşılıyor beni Cuma Ercan. Eşi Emine Ercan'ı 10 Ekim katliamında kaybetti. Söylediği yaştan çok daha genç gözüküyor, torun sahibi olduğunu söylesen kimse inanmaz. "Beni böyle dimdik torunum tutuyor hayatta" diyor. Anahtarı çevirdiğimizde havası değişmiş bir

Link
Cover image

İsmail Kızılçay: Sağ kurtulsaydı, Gar'ın önüne çadır kurardı

10 Ekim günü Ankara’da, Barış için yürünmüştü alana, İsyan vardı savaş ile talana, Lanet olsun bu canlara kıyanlara. Canlı bomba yüz can aldı, İçlerinde İsmail de vardı. Kaldırımlar kanla boyandı, Cesetler hep ortada kaldı. Bu ilk değil yas tutayım, Yaş mı kaldı akıtayım, Yiğit bir insandı Kızılçay’ım, Başın sağolsun Aşağıkayı’m. Kastamonu Tosya’nın Aşağıkayı köyünden öğretmen Saffet Sarıkaya’nın kaleme aldığı yukarıdaki dizeler, Ankara Yenimahalle’deki bir evin salonunun duvarında, huzur dolu

Link
Cover image

Nevzat Sayan: Bana özgürlüğümü veren kişi

10 Ekim’de katledilen Nevzat Sayan hakkında konuşmak için eşi Rabia ve oğlu Berkay’la buluşmamızın (kızı Meliha Ankara’da avukatlık stajı yaptığı için onunla sohbet etme şansım olmadı) daha ilk dakikalarında Nevzat’ın yanı sıra aynı patlamada katledilen bir başka demiryolu emekçisi, Bilgen Parlak hakkında da konuşmaya başladık. Çok yakınlarmış. Eskişehir’de Demiryolu Meslek Lisesinde başlayan dostlukları katledildikleri güne kadar sürmüş. “Kardeşten öte” olduklarını söylüyor Berkay, “herkesin di

Link
Cover image

Gözde Aslan: Bensiz bir eksiğiz

Doğduğu ve büyüdüğü Malatya’nın Paşaköşkü Mahallesi Gözde’nin dünyasıydı. Evini ve mahalleyi o kadar seviyordu ki ev sahibi evi satmaya kalktığında çok üzülmüş, günlerce ağlamıştı. Bunun üzerine ailesi ne yapıp edip evi satın aldı. Gözde şehirde özgür yaşamak isteyenler için kurtarılmış bir yer olarak tarif edilen bu Alevi mahallesinde, beraber büyüdüğü arkadaşlarıyla, ailesi ve komşularıyla mutlu bir yaşam kurdu. Gözde’yi anlatmaları için Malatya’da ailesini ve arkadaşlarını ziyaret etmek iste

Link
Cover image

Bedriye Batur: Evlendiğimiz gün hayatımızın en güzel günüydü

Alanya’ya iki kadının öyküsünü dinlemek için yola çıktığımda, böylesine kocaman bir aileyle karşılaşacağımı tahmin etmemiştim. Filiz ve Bedriye Batur, hala ile yeğen. Birlikte çıktıkları yolda, birlikte kaybettiler hayatlarını. Biri hayatta kalsa, diğerine emanet edecekti çocuklarını. Emanet edecek kimseleri yok değil ama bu yüzdendir Sabri ile İbrahim’in her daim dalıp gitmesi. Ertesi sabah, çarşıda eliyle koymuş gibi buldu bizi Sabri arkadaş. Aldı bizi yola koyulduk. Van Kahvaltı Evi’ni görün

Link
Cover image

Kasım Otur: Ya Songül, hiç de gitmek istemiyorum

Ayrılık hazin bir kelimedir. Kimse sevmez. Ama herkes birini terk eder. Bazen isteyerek bazen zorunluluktan, bazen ölümden. Siz ölmeyin… Ölmeyin çünkü bunun çaresi yoktur. Ölmeyin çünkü umut etmek artık yoktur, beklemek, “belki” demek yoktur. Bütün ihtimaller tükenmiştir. O kapı bir daha asla açılmayacak, o telefon bir daha asla çalmayacaktır. O adımlar yoktur artık, o ses, o bakış. Yani asıl ayrılık ölümdür. 10 Ekim Ankara katliamında hayatını kaybeden Kasım Otur’un eşi Songül gözyaşlarıyla y

Link
Cover image

Nevzat Özbilgi: Abi, şu işleri halledeyim, beni evlendir

“Aslında sessiz kalmayı çok seven biriyim. Yeri gelince ses çıkardığım zamanlarda da çok konuşuluyor.” Böyle yazmış Nevzat, sosyal medyadaki hesabına; şimdi onu konuşacağız. “Mesleği dekorasyon. Ağrı Eleşkirtli, liseyi Malatya’da okudu. Sonra işte İstanbul’a geldi, on-on iki senedir burada çalışıyordu.” Osman Özbilgi anlatıyor bunları, Nevzat’ın amcasının oğlu. İstanbul’a geldiğinde ona kol kanat gerecek, yol yordam gösterecek, işine, aşına ortak edecek olan Osman Özbilgi. Hazin olaydan yaklaş

Link
Cover image

Gülhan Elmascan: Gülüşü sardunya çoğaltıyor

Aşkı, yaşamın her ânına, her detayına sığdırabilen kadınlar vardır. Yalnızca sevdiklerinin gözlerinin içine bakınca havalanmaz yürekleri. Balkondaki sakız sardunyalara da sevdalıdır onlar. Yeni doğan güne de, ağırlıktan dallarını eğen eriğe de, yoldan geçen kediye de.... Bir telkâri ustasının özeniyle, ince ince işlerler misal en basit yemeği bile. Az sevmek nedir bilmeyen, yaşama tutkuyla bağlı, gencecik bir kadındı Gülhan Elmascan da. Hikâyeler yarım kalmasın, küçücük hayaller büyük sözlerin

Link
Cover image

Ziya Saygın: Cebinde beş lirası bile kalsa ihtiyacı olana verirdi

“Babamı gördüm uyuyor gibiydi bağırdım bağırdım duymadı beni duyarsa uyanacağından emindim sanki. Ama yok dokunacaktım öpecektim belki o zaman uyanır diye saçımı koklatacaktım uyanır diye ama ne yaptıysam uyanmadı. Kendime söz vermiştim dik duracağım sarılacağım öpeceğim son kez diye, yapamadım, zoruma gitti çok zoruma gitti. Belki elimi sürseydim yüzüne, gözlerine, gözlerin kapanırdı baba özür dilerim dokunamadım, yapamadım.” Facebook sayfasında 12 Ekim 2015’de yazdığı bu satırları, Dilan Sayg

Link
Cover image

Hakan Dursun Akalın: Kızım, senin için gittim ben Ankara'ya

Amasya dediğin, dört yanı dağ ve kaya, ortasında akan Yeşilırmak; bir küçük şehir. Amasya Lisesi dediğin, dağın eteğinde bir küçük okul. O kentin ortasında, o okulun hemen altında bir küçük çay ocağı. Orada, güneşli bir Amasya gününü öğlen sıcağında, salatalık, domates, peynir. Orada sıcak, ince belli çay, orada bol sigara, felsefe, umut, hikâye; o küçücük çay ocağında. İşte görüyoruz. Büyük nutuklar, hamaset dolu bir dil, çatılmış kaşlar, kahramanlık öyküleri değil vatan dediğin. Cenazel

Link
Cover image

İbrahim Atılgan: Abi bizi öldürdüler!

Otuz beşindeki Fikret, bir gün boyunca “Bu mudur, değil midir” diye diye amcasını ararken defalarca ölüp ölüp dirilecekti. Yüz metre ötede olsa tanıyacağı dağ gibi adamı paramparça edilmiş yetmiş ceset içinden bir türlü tanıyamayacak, teşhis için ne babasının, ne İbrahim’in karısı, incecik yengesi Nezihe’nin, ne amcasının su gibi kızları Fatoş, Dilek ve Zelal’in içeri girmesine razı gelecekti. Ya Veysel? Çocuğun Adli Tıp’ta ne işi vardı? Veysel daha dokuzunda. Fikret, yanında olsa, istediği kada

Link
Cover image

Kemal Tayfun Benol: ''Ben çocuk ölsem olmaz mı Gülderen?''

“Ne ki ah! Öldü işte, ve kendisiyle birlikte gömüldü.” İngiliz-İskoç şair Byron, umarsız acıyı büyük bir şairin sözleriyle dile getiriyor: “kendisiyle birlikte gömüldü…” Ölümün, ölenden kalan her şey, her anı ve her güzellik korunsa bile, öleni alıp götürdüğünü ve geriye gerçek bir teselli bırakmadığını üzüntüyle hatırlatıyor Lord Byron: “Ne ki ah…” 10 Ekim faciasında, o kara katliamda ölenlerimiz, bir fotoğraf, binlerce anı, birer kavga geleneği, birer cesaret ve direniş figürü, birer masum b

Link
Cover image

Eren Akın: Her şeyde hevesi kaldı

Kör ölür badem gözlü olur. Ama bazı insanlar gerçekten badem gözlüdür. Eren Akın da onlardan biri. Hiç kimsenin onunla ilgili aklında kötü bir anı yok. Hiç kimsenin Eren için bir gönül kırgınlığı yok. On dokuz yaşında bir insanla ne gönül kırgınlığı olur ki diyecek olursanız, olur bazen. Eren için yok… Hiç kimse ama hiç kimse Eren deyince “Benim kalbimi kırdı” demiyor. Eren deyince ilk akla gelen, gülen yüzü oluyor. Kara oğlanın kocaman gülen yüzünü hatırlıyor herkes. Sonra artık onun gülemeyec

Link
Cover image

Ramazan Tunç: Nerede düğün, cenaze, miting olsa koşa koşa giderdi

Van’ın Bahçesaray ilçesinin Cevizlibelen (Kisor) köyü... Müküs Çayı’nın kollarından birinin kıyısında, merkezi otuz haneli, 1720 rakımlı, kışı uzun yazı kısa. Üç derslikli ilköğretim okulunun bahçesi mezarlığa bakıyor. O mezarlıktaki ceviz ağaçlarının altında, dedesinin yanında, Mehmet ile Zarife’nin oğlu, Hatice’nin kocası, Hızır, Hazret, Ayten ve Abdülvahap’ın babası Ramazan Tunç yatıyor. Bir mezar taşı olsaydı, üzerinde 1992-2015 yazacaktı. Sekiz kardeşin en büyüğüydü Ramazan; beş erkek, üç

Link
Cover image

Vahdettin Ozğan: Bizim başımıza ne gelmiş, siz nelerle uğraşıyorsunuz

Dokuz kişilik ailenin gülümsediği fotoğrafta, fonda bir orman ve karlı dağlar görünüyor. Çerçevedekiler birbirlerine usulca sokulmuş. Vahdettin Ozğan gururla bakıyor objektife. Çok geçmeden öğreniyorum o karenin hikâyesini. Hiç de düşündüğüm gibi, güle oynaya stüdyoya gitmemişler. Amcaoğlu Metin yaptırmış resmi sonradan. Belki de bir türlü toplu fotoğraf çektirecek fırsatları olmadığından. “Onun barış isteği farklıydı. Çünkü bir çocuğu Diyarbakır Cezaevi’nde, diğeri hareketin içindeydi. Bu yüzd

Link
Cover image

Gazi Güray: ''Gam gezdiren'' emekçinin mirası

Yoksulluk. Çok boğuştuk, çok mücadele ettik biz yoksullukla. 10 Ekim Ankara Katliamı’nda kaybettiklerimizin arasında çok zenginlik içinde yaşamış kimse yoktu ama yoksullukla boğuşanlar çoktu. Gazi Güray gibi. Doğduğu andan itibaren mücadeleye geçenlerdendi o. Karnını doyurmak için çalışmak en iyi bildiği iş olanlardan hani. O yüzden belki de ''her iş'' geldi elinden. Çobanlık, tamircilik, kantincilik, boyacılık… Bunların hepsini, hem de hakkını vere vere yıllarca yaptıktan sonra bir tek emekli

Link
Cover image

Gökmen Dalmaç: İçinden geldiği gibi yaşayan bir adam

Nadiren rastlanan bir durumdur: Bir kişiyle, farklı zamanlarda, ortamlarda ilişki kurmuş insanların o kişiye dair benzer şeyler söylemeleri. Çünkü genelde insanlarla ilişki kurarken bizim hangi ihtiyacımıza karşılık geldiğine dair bir içgüdüyle hareket ederiz. Bir başkasının sinirli bulduğunu, biz çok sakin olarak kodlayabiliriz; birisinin arkadaş canlısı dediği kişi için biz “aslında öyle olmadığı için seviyorum onu” diye aklımızdan geçirebiliriz. 10 Ekim’de Ankara’da gerçekleştirilen katliamı

Link
Cover image

Metin Kürklü: Haykırışım milyonlarca halkımın sesi

Bir cumartesi sabahı Metin Kürklü’nün hikâyesini dinleyip yazmak üzere çıktığım Merzifon yolculuğu boyunca kafamın içinde kardeşi Çetin Kürklü’nün telefonda kurduğu cümle dönüp durdu: “O benim abim değil, babamdı.” Sesi titredi, ikimiz de sustuk. Yol boyunca düşündüm; bir abi, bir baba, bir eş, bir evlat, bir arkadaş nasıl anlatılır? Bir insanın portresi kelimelerle nasıl çizilir? Adı Metin Kürklü. Üç çocuğun babası, dört kardeşin en büyüğü, iki torunun da dedesiydi. Üç kardeşinin biri Edirne’

Link
Cover image

Erol Ekici: Tek olmayalım, çok olalım, güçlü olalım

Evlatlarının öyküsünü dinlemeye gittiğim evde atalarımın kaderini paylaşmış bir aile karşılıyor beni. Erzincan’ın Sürbahan (Beşsaray) köyünden, 1938 Dersim Katliamı’nda, Balıkesir’in Dursunbey ilçesine sürgüne gönderilen bir aile, Erol Ekici’nin ailesi... Sürbahan Alevi köyü. Kalender Çelebi Ocağı dedelerinden Murtaza Dede, eşi, beş çocuğu ve kız kardeşi ile birlikte kara vagona bindirilerek adını sanını duymadıkları bir şehre gönderilirler. 1947’de sürgün edilenlere geri dönüş izni çıkınca, e

Link
Cover image

Abdülkadir Uyan: Su akar gider ya, öyleydi

“Muş-Tatvan yolunda güllere ve devlete inanırsan.” Karlı dağların yanından geçerken bu sözleri içimde döndüre döndüre varıyorum Bingöl’e. Abdulkadir Uyan’ın doğup büyüğü topraklardayım. Ağabeyi Yusuf ve kuzeni Şiyar’la buluşuyoruz. Oturduğumuz yerin penceresinden karlı dağları görüyoruz, bir de derenin yanına sıra sıra dizilmiş kavakları. Kadir’in yeşerdiği toprağa bakıyoruz. Kadir yirmi altı yaşındaydı. İstanbul Üniversitesi‘nde Elektrik Elektronik Mühendisliği okuyordu. İstanbul’dan Ankara’ya

Link
Cover image

Umut Tan: Her şey yolunda baba, beni merak etme!

Malatya’nın göğü karanlık, Malatya’nın göğü kurşunî. Şehir geride kalırken, alacakaranlığı koyulaştıran bulutlara gözüm dalmış. Şu birkaç günde tanık olduklarımla, “kahpe felek” ne demek, neden böyle bir laf ortaya çıkmış anladım diye düşünüyorum. O an, o gök, o uzayagiden yol; sonu gelmeyecek, biteviye bir yolculuk. Yolun sonu bu. Başlangıcı ise, Malatya. Bir köye doğru uzanan bir yolculuk. Dört kişiydik bir arabada... Tanışalı dakikalar olmuştu henüz... Tan ailesinin anne-babası Zeliha H

Link
Cover image

Muhammed Veysel Atılgan: Kendime kanat yapsam uçabilir miyim anne

İnanmazsanız anneme sorun, Zelal Ablama, Fatoş Ablama, Diloş Ablama, küçücük teyzem Emoş’a sorun; gizli mektuplar, ufak notlar yazıp, oraya buraya bırakmayı ne çok sevdiğimi size söyleyeceklerdir. Değil mi baba? İşte bu da o mektuplardan biri. İyi ki cebime kâğıt kalem koymuşum baba, senin gibi. Size buraları anlatsam canınız sıkılır. Zaten canım anlatmak değil, hatırlamak istiyor. Hatırlayınca evimize giden mavi dolmuştaymışız gibi hissediyorum. Mektubum bitmeden eve dönmüş oluruz babamla. Çiz

Link
Cover image

Adil Gür: İsrail, Almanya, İstanbul ve nihayet Dersim

Adil Gür’ün yaşam hikâyesine vakıf olmak kolay olmadı. Parçalanmış, zor bir yaşamı olmuş Adil’in. Büyüklerimizin “gün yüzü görmedi” dedikleri türden bir yaşamı. Yıllardır ülkesinden uzakta, gurbette, Almanya'da yaşamış. Bu yılları ''küskün'' yaşadığını düşünüyorum. Kendisiyle, geçmişiyle, hayatındaki zorluklarla yüzleşmesi, ülkesiyle, memleketi Dersim'le küskünlüğüne son vermesi, kendisini adadığı büyük barış ülküsüyle mümkün olmuş sanki. Onun büyük suskunluğu: Dersim... Ömrünün son zamanlarınd

Link
Cover image

Meryem Bulut: Allahım bu ateşe bir su dök

Adı: Meyrem değil, Meryem. Ama ve fakat, hiç kimsenin kendisine Meryem diye seslendiği duyulmamıştır. Oysa hem duyulmuş hem de görülmüştür kendisi çokça yerde: Galatasaray Meydanı’nda, cezaevi kapılarında, yürüyüşlerde, Kobanî’de, Sivas ve Hrant Dink anmalarında, canlı kalkan olarak eksiksiz kırk gün askerin ve gerillanın tam ortasında, ama ve en çok da Barış mitinglerinde. Hepimizin ve herkesin “ana”sı olmak için dünyaya gelmiş bir kadın o. Dünyanın en güzel sözcüklerinden birini, “ana”yı, ke

Link
Cover image

Filiz Batur: Belli olmaz, sen hakkını helal et!

Oturduğumuz masadan yükselen gülüşmeleri izleyen birileri, bu masa etrafında toplanan yaşları yirmi beş ila elli arasında değişen insanların çok keyifli, her hâlinden memnun, derdi tasası olmayan bir sahil kasabası sakinleri olduğu yanılgısına kapılabilirdi. Nuriye Abla, “Nasıl? Güzel olmuş mu balık” diye sorduğunda bunları düşünüyordum. “Çok lezzetli eline sağlık” diye cevap verdim, Nuriye Abla’nın boncuk gözlerinden parlayan gülücüklerine. Saat geç olmuştu. “Artık yavaştan yola çıkma zamanı g

Link
Cover image

Sevim Şinik: Bir züccaciye dükkânı açmak istermiş aslında

Sevim Şinik istemediği bir hayatı yaşamaya mahkûmdu. Küstah zamana inat, didine didine, bazen suyuna giderek hayatın, çokça başkaldırarak aman vermez mecburiyetlere, yeni bir yol açtı kendine. Boyun eğmedi. Daha yolun başındaydı. Ankara’da katledilenlerden Hasan Baykara’nın eşi Bedia Baykara ve teyzesi Emine Tekin ile dinlene dinlene çıkıyoruz dik basamakları. Alanya’dayız, Sevim Şinik’i dinleyeceğiz. Kapıyı Baki Bey açıyor. 27 yıllık eşi, devletin verdiği adıyla Abdülbari, gerçek adıyla Baki

Link
Cover image

Hasan Baykara: Her evinin iki kapısı vardı

Kürtçenin yasaklı olduğu doksanlı yıllar. Bursa’nın yoksul mahallelerinden Yavuz Selim’de, sokak arasında bir düğün. Kürtçe nağmeler eşliğinde insanlar halaya durmuş. Orkestra kalabalık ama şarkı söyleyen sanatçı ortalarda yok. Sokağa bakan bir evin girişinde, tül perdenin arkasında, elinde mikrofon Kürtçeye ses veren kişi Hasan Baykara. Polisler yüzünü tanımasın, baskın olduğunda da evin arka kapısından rahatça kaçabilsin diye şarkılarını evin içinden, perdenin arkasından okuyor. Polisler her

Link
Cover image

Kübra Meltem Mollaoğlu: Kısa çöpün de hakkını alabileceğine inanırdı

Bir 8 mart gününde doğdu Kübra Meltem Mollaoğlu. 1970 senesinde. Hayatı boyunca ezilenlerin, dışlananların ve haksızlığa uğrayanların yanında başkaldıran bir güç olarak gördü kendisini. Doğuştan devrimci bir ruhu vardı. Bu devrimci ruhu, yaşamının her yönüne yumuşak kavramlar ve tavırlarla yedirmiş bir kadındı. Yaşamını annelik üzerine kurmuştu, ancak doğduğu günün de hakkını verircesine, Türkiyeli bütün annelerin daha iyi şartlarda yaşaması için durmaksızın mücadele ediyordu. Şefkatiyle, merham

Link
Cover image

Uygar Coşgun: Kurtulsaydı o haftayı hastanelerde geçirirdik

Ankara Keçiören’deki bir caminin belediyeye peşkeş çekilmekten kurtulmasını bir avukat sağlamıştı, Alevi bir avukat: Uygar Coşgun. Bu, Uygar’ın kendi postuna değmediği halde dert edindiği onlarca meseleden sadece biriydi. Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası avukatıydı, 10 Ekim'de Ankara Katliamı'nda barış için can verdiğinde otuz iki yaşındaydı. Uygar’ın hikâyesini hayat arkadaşı Mehtap, son birkaç aydır birlikte çalıştıkları bürolarında anlatıyor. Uygar’ın odası büronun uzak bir köşesin

Link
Cover image

İdil Güneyi: Taşlardan yeni bir hayat kuracaktı

Aydınlık ve tertemiz odanın ortasındaki yuvarlak mermer masanın üzerinde, kâğıt kaplı bir kutu... İçinde çiviler, misina parçaları, kilitler, çengeller, zincirler, iğneler, kurdeleler, püsküller, hafif paslanmış bir tenekeci makası, şeritler halinde kesilmiş keçeler. Biraz ötede üzerinde allı pullu desenler olan başka bir kutu. Bu kutunun içinden taşan parıltılar masanın yüzeyine yayılıyor: çeşit çeşit onlarca taş... Turkuazlar, koyu yeşil malahitler, leylak rengi turmalinler, kızıla çalan kehri

Link
Cover image

Binali Korkmaz: Ayrı yürüyelim, bomba patlarsa ikimiz de gitmeyelim

Binali Korkmaz’ın 1990’da bir kızı gelir dünyaya, nüfus memurluğuna gider. -Adı ne? -Rojda. -Olmaz! -Neden? -Çünkü içinde j harfi var. Canı sıkılır Binali’nin. Tam kapıdan çıkarken aklına gelir, döner: -Ama Ajda Pekkan var! Şöyle bir bakar nüfus memuru, tamam der. Binali hep anlatır: -Rojda’nın adını böyle kurtarmıştık. Binali Korkmaz Dersimlidir, Alevi Kürt, 1962 Pülümür doğumlu. Dersim kıyımı çocukken evde konuşulmaz, yasaktır. Pülümürlü bir nineyi hatırlar, mağaralarda insanların na

Link
Cover image

Serdar Ben: Bir jelibonum olsun dünya size kalsın!

“Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, o ülkede insanların nasıl öldüğüne bakın” demiş düşünür. Bize bu ülkeyi anlatma, diyeceksiniz. Biz bu ülkeyi Ankara’dan biliriz, diyeceksiniz. Sabahtı, yola düştüm hikâyesini dinlemek için; annesinden, kardeşlerinden yoldaşlarından… Biraz biliyordum aslında. Ben onu yollarda, konfeksiyonlarda, tersanede, inşaatlarda, barikatlarda, direnişlerde, yoksul mahallelerinde uzaktan uzağa tanıyordum. Ama hayat hikâyesinin bu ülkenin tarihi olduğunu hiç bilmezdim. Arkad

Link
Cover image

Abdullah Erol: Ölürsem her Perşembe gel...

Mezar taşında 1972-2015 yazıyor. Yanında Çekwar Aliş Çubuk. İleride Medeni Yıldırım, daha ileride yakın arkadaşı Tahir Elçi. Abdullah Erol’un mezar taşına, o 1972 ile 2015 rakamları arasındaki o kısacık boşluğa baktığınızda, Siirt’ten Ankara’ya dopdolu bir hayat görüyorsunuz. O boşlukta ağız dolusu bir hayat ve o hayatı mücadeleyle yaşamayı seçmiş bir adam var; bir oğul, bir kardeş, bir baba, bir eş... Davasına, diline, kimliğine, barışa inanmış bir adam ve tüm bunlar için hiç durmadan çalışmış,

Link
Cover image

Gülbahar Aydeniz: Kitaplarına sarılarak uyurdu

Gülbahar’ın ablası Alev’le sözleştiğimiz üzere Malatya merkezde, karşılıklı konumlanmış AKP ve CHP il binalarının ekseni içinde buluşuyoruz. Vakit kaybetmeden selamlaşıp yolculuğun gidişatını konuşarak evlerine, anne ve babasının yanına doğru yola çıkıyoruz. “Hayatta herkesin payına düşen acı vardır. Ölüm başı çeker. Hele insanın yaşamına farklı bir yoldan girdiyse…” der David Vann. İnançlı insanlar, amansız hastalık, alın yazısındaki kaza gibi ölümlere, "Allah tarafından geldi" diyerek bir ne

Link
Cover image

Emin Aydemir: Çocukların azarlanmasına dayanamazdı

10 Ocak… tam üç ay olmuş. Manisa’yı geçtik, Saruhanlı’yı da; Hacırahmanlı’dan alacak bizi Oktay, patlamanın tanıklarından, Azimli Köyü’ndeki evlerine babası Emin Aydemir’in taziyesi için götürecek. Konuştuğumuz gibi bizi beldenin girişindeki küçük meydanda, kahvelerin önünde bekliyor. Rahat, sıcakkanlı ve içten biri Oktay, hemen başlıyoruz konuşup dertleşmeye; çünkü anlatmak istiyor Oktay hem de çok istiyor o günü, patlamayı, patlamadan nasıl şans eseri sağ kurtulduğunu, o cehennemi çemberin içi

Link
Cover image

Mesut Mak: Ben hep ''yeniden'' demesini biliyorum

Mesut Mak 1973’te dünyaya geldi. Üç çocuklu bir ailenin en büyük çocuğu olmanın sorumluluğunu bilerek büyüdü. Her Dersimli gibi memleketine âşık, Munzur gözelerini kendi canından bir parçaymışçasına seven, ayrı kaldığında rüyasında görecek kadar toprağının bağrındandı. Çalışmaya küçük yaşta başladı. Babası Resul Usta'nın yanında, kaportacı dükkânına adım attığında o gür bıyıkları daha terlememişti bile. Her fırsatta, her boş kaldığı vakitte, hep yeniden deneyen, kimi zaman bozan ama yeniden yapa

Link
Cover image

Şebnem Yurtman: En güzel gülenimiz

“Yazarlar konuşamayanlar için de konuştuklarına inanmak ister,” diyor Nurdan Gürbilek. Benim burada yapacağımın içinde sırf yazarlık yok. Bir yaz kampında tanışıp muhabbet ettiğim, 9 Ekim’de kıl payı gitmeyip 10 Ekim sabahında haberi aldığım an Ankara’ya gidip sadece bakabildiğim, Korkmaz Tedik’in Batıkent Cemevi’ndeki cenazesinin ardından boynumu büküp İstanbul’a döndüğüm bir katliamın ardından, Şebnem hakkında yazmaya çalışıyorum. Ankara katliamının yetmişinci gününde, 19 Aralık 2015 günü Şeb

Link
Cover image

Ahmet Karturlu: Bir dağ rüzgârı…

Güneydoğu Toroslar, Şirvan-Pervari-Van üçgeninde bir zirve düğümü oluşturur. Ardı ardına dizilip gelen dağlar, tam bu noktada birbirlerine sırt vererek daha bir heybetli yükselirler gökyüzüne. İki bin metrelere doğru uzayıp giderler. Daltepe Dağı, bin üç yüz metrelik rakımıyla bu düğümün arasına girivermiş, koynuna aldığı köylerle bağdaş kurup oturmuştur. Duvarları dar, az pencereli, kutu gibi evlerde yaşar buranın köylüsü. Yaşamaya çalışır… Bazı köyün pekmezi, bazısının narı meşhurdur. Kiminde

Link
Cover image

Ümit Seylan: On iki günlük üniversite öğrencisiydi

Ömrünün baharında, daha on dokuzundaydı Ümit Seylan. Biz onu Beşiktaş maçında verdiği kartal pozuyla tanıdık. Ankara Katliamı'nda hayatını kaybetmiş ve ailesi o fotoğrafı paylaşmıştı, Ümit’i son bir kez gören olmuştur belki diye. Ümit henüz on iki günlük üniversite öğrencisiydi. İkinci senesinde çok çalışarak, çok sevdiği Ankara’da, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Maliye (İngilizce) bölümünü kazanmıştı. Hayalleri vardı. Ankara’ya gider gitmez en büyük hayallerinden birini gerçekleştirmişti. ‘Beşik

Link
Cover image

Sarıgül Tüylü: Gidersem karşı dağdan el ederim size

Akşam karanlığında Murat’ın elinde cep telefonunun, benim elimde küçük fenerimin ışığı, çamura bata çıka, çoğunun sahibi meçhul mezarların toprağına basmamak için adımlarımızı sakınarak vardık Sarıgül’ün yanına. Yattığı yerden, annesi Gülember’in deyişiyle karşı dağa bakıyor Sarıgül, ailesine bakıyor. Başında durduk, sustuk, konuştuk. Karşı dağda Gülember’le kocası Mehmet’in yirmi dokuz sene önce elleriyle yaptıkları, Sarıgül’ün daha altı yaşında çocukken, iki yaş büyük abisi Ayhan’la beraber k

Link
Cover image

Sevgi Öztekin: Gönlüne sığan herkes evine sığardı

Ankara’da insanı mutluluk yanılgısına düşürebilecek kadar parlak bir kış güneşi var. Mutlu olmak için bir neden yok hâlbuki. Sevgi Öztekin’in Tuzluçayır’da eşi ve oğluyla yaşadığı evin kapısındayım. Dört başı mamur bir ev burası. Girişinde terlikleri, holünde akvaryumu, salonunda meyve tabağı var. Sevgi Hanım'ın fotomontajla eline kırmızı karanfil iliştirilmiş fotoğrafı ile göz göze geliyorum. Anısını yaşatmak için duvara asılmış bir fotoğraf. Her şeyi yerli yerinde olan bu hanenin tek kadını,

Link
Cover image

Elif Kanlıoğlu: Ölümsüz gülüşler açan tomurcuk

Sosyalist baba, erkek çocuğuna “Devrim” kızına da “Eylem” adını verecekti. Fakat aile büyükleri buna mani oldular; doksanlı yıllardı, ne olur ne olmazdı. Oğul adı anneye bırakılarak “Emre” olacak, doğacak kıza da babası “Elif” adını koyacaktı. Elif sessiz, sorunsuz bir bebekti. Lahana bebeklerle oynamayı çok severdi. Safinaz’ı vardı bir de. Hani şu Temel Reis’in, uğruna Kabasakal’ı haşamat edip durduğu o uzun ve sıska Safinaz. Bir de tek boynuzlu atı vardı Elif’in; dünyanın bütün atlarından dah

Link
Cover image

Ercan Adsız: Güleç yüzlü cüz proleteri

Emek Partisi Çanakkale İl Başkanı Ercan Adsız ilk gençlik yıllarından bu yana devrimci mücadele içindeydi; çevresinde gülen yüzü, 1990’ların karanlık dönemlerinde işkencelere karşı dik duruşu ile biliniyordu. Ercan, 1973 yılında Kars’ın Akdere köyünde doğdu. Dokuz kardeşin beşincisiydi, girişken ve cesur bir duruşu vardı. Büyük ağabeyi Emir, onun çocukluğunu, “Ele avuca sığmazdı” diye anlatıyor. 11 yaşında Adapazarı’na göç eden ailesi ile birlikte büyükşehir girdabında yaşıtlarına göre yaşam mü

Link
Cover image

Dicle Deli: Allah, Muhammed ve kararan kalp

Bir hayatın izlerini bulabilmek için bir ölünün hatıralarının peşine düşmem gerekiyor. Hayatının izleri kısa, hayatı kısa çünkü... Bir bombanın etrafa savrulan şarapnelleriyle vurulup öldüğünde daha yalnızca on yedi yaşındaymış. On yedi yaşında güzel bir kız. Siirt’te doğmuş, İstanbul’da yaşamış, Ankara’da ölmüş. Adı Dicle Deli. “100 ölü” denilen bir ölüler kalabalığının parçası olarak ayrılmış hayattan. O “100 ölü”nün her birinin bir adı, hayatı, macerası, hikâyesi, sevdikleri olduğunu far

Link
Cover image

Nilgün Çevik: Sevdi, sevildi, gitti

İki adım ötesinden İpek Yolu geçen, penceresinden Kobani tepeleri görünen sessiz köy evinin bahçesinde doğal tarım yapacaklardı. Kaç yazdır olmadık aksilikler yüzünden bir türlü gidemedikleri Antalya’daki deniz kıyısı eve önümüzdeki yaz artık şeytanın bacağını kırıp gideceklerdi. İstedikleri gibi dördüncü bir çocukları olursa ismini Yusuf koyacaklardı. “Kız olursa ne isim koyacaktınız?” dedim. Suruç’un Küçüksergen (Midêbê Biçûk) köyündeki tek katlı evin salonunda, dört erkektik: Ankara Katliam

Link
Cover image

Ayşe Deniz: Konya’da Atatürk’ü, İzmir’de Kürtleri savundu

Vakit akşama doğruydu ama gün hâlâ bütün ihtişamıyla dışarda duruyor, akşamın geldiği alacasından değil de sokağa sinmiş acıdan hissediliyordu sanki... Derin bir nefes aldım apartmana girerken, korkuyordum belki böylesine büyük bir acıyla yüzyüze gelmekten ama daha çok sanırım yaşadığım için duyduğum utançtan ezilerek merdivenleri ağır ağır çıktım. Belli ki varmak istemiyordum. Kapıyı Asuman açtı... Ayşe'nin kızkardeşi... Aynı patlamada kızkardeşini kaybetmiş ve bacağından yaralanmıştı. Değne

Link
Cover image

Mehmet Şah Esin: Motosiklete atlayıp üzüm bağlarına doğru gitti

Hacı Mehmet’e iki göz evin damında ayrı bir oda yapacaklarmış; çocuklar rahatsız etmesin, kafasını dinlesin diye. Bir de televizyon tabii, ama mutfak, her şey yine ortak olacakmış. O ise motosiklete binmiş, üzüm bağlarına doğru basmış gazın pedalına... Mehmet Şah Esin’in oğluyla Adana otogarında sabah saatlerinde buluştum. “Önce bir kahvaltı yapalım, dinlen” dedi. Saçları kır, kırklı yaşlarda, halim selim bir adam Metin Esin. Yol boyunca hiç konuşmadık. Arabamız, Bahçelievler Mahallesi’nin birb

Link
Cover image

Berna Koç: Kimse, siz kimsiniz

“Boşluğumun krampları boğar sizi, ben ölürüm... Kısa ve öz ölürüm.” Ben Berna diyorum, Berna Koç. Duymuyor musunuz beni? Yok, kimse duymuyor. Duysalar soracağım, siz kimsiniz? Kimse, siz kimsiniz? Neden yoksunum ben, bir kimse(siz) olarak? Yoğun bir uğultunun içinde, alışveriş merkezinin yemek katındayım. Çok kalabalık. AVM’lere özgü bir uğultu bu, sessiz. Burada her şey lastik veya plastikten, ses çıkaracak hiçbir şey yok. İçinde büyük bir çöp poşeti olan arabamın tekerlekleri, iki iş arkad

Link
Cover image

Korkmaz Tedik: Dalgacı, adaletli, cesur, mücadeleci

Korkmaz, 21 Haziran 1983 günü Malatya’nın Akçadağ ilçesinin Ören kasabasında doğdu. Kendisini rahat ifade eden, oyunu seven ve yaramaz bir çocuktu. Politik bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Korkmaz’ın doğup büyüdüğü koşullar, 12 Eylül askeri darbesinin etkilerinin hem sürdüğü, hem de bu etkileri kırmaya yönelik mücadelenin yükselmeye başladığı döneme denk gelir. 1980’lerin ortalarından itibaren YÖK’e karşı ve ülkenin diğer sorunları için üniversite gençliğinin mücadelesi öne çıkarken, işç

Link
Cover image

Ali Deniz Uzatmaz: Anne, çok özledim seni

Her gün evden çıkmadan önce duşunu alır, parfümünü sıkar, boy aynasında kendisine bakıp, ön kısmını uzun bıraktığı saçlarını şöyle bir atardı. “Anne, yakışıklıyım, değil mi” derdi. Annesi “Yakışıklısın, anneciğim” diye cevap verirdi. Bazen de “Ya anne, şu yakışıklılıkla bir kız bile bakmıyor. Hayırdır inşallah, bahtım mı kapandı nedir” derdi. Böyle espriler yapmayı, gülmeyi, güldürmeyi severdi Deniz. Annesi Nebahat Özer, salonda oturduğu koltuktan, boy aynasının olduğu taraftaki boşluğa bakarak

Link
Cover image

Fatma Esen: Öleceksem Barış’ın kızamığından öleyim

Fatma Esen’in hayatı el emeği. 45 yıl boyunca elleriyle kazanmış hayatı. İnce ince dolma saran, torunlarının başını okşayan, içli köfte yapan elleri… Genç kızken saçlarını tutam tutam ören, evlenince boncuk işinde, dantel yapan ve zafer işareti yaparken göğe uzanan kınalı elleri… Secde ederken en sevdiği seccadesine kapanan, dua eden, Anneler Günü’nde aldığı ilk hediyenin yıllarca tozunu alan, komşularına gösteren, aile fotoğraflarını özenle albümlere yerleştiren elleri… Evde, meydanlarda ha

Link
Cover image

Vedat Erkan: Ezansız köyün güzel kalpli çocuğu

Akşam boyunca bütün ailenin, uzaklardan taziyeye gelen akrabaların ve köyden birkaç komşunun etrafında hep beraber yemek yiyip çay içerek konuştuğu sofra toplanıp yerine serilen ince ama tok bir şilteyle ağır yün battaniyeler arasında uykuya dalmak üzereyim ki, ona makul bir cevap verebileceğime hakikaten inanan bir sesle yanımdaki döşekten soruyor Sanem: "Ölümden bu kadar korkan bir insan nasıl ölür?" Susuyorum. Kelimelerin aczini büsbütün açıkta bırakan zifiri bir sessizliği var köy gecesinin.

Link
Cover image

Şirin Kılıçalp: Dokunduğu yerde taş çiçek açar

Yazılmış öyküleri unutmalı kırık bir kuş yolculuğu anlatır geçmiş ölüler tarlasından kendi yarasıyla o günden beri bir fotoğrafın yası tutulur Metin-Kemal Kahraman Şirin’le Ayhan aracılığıyla tanışmıştım. Aralarında sürekli Kürtçe konuşurlar ve yeni öğrendikleri kelimeleri birbirlerine sabırla anlatırlardı. Şirin, hep ana diliyle kaldı aklımda. Şimdi doğduğu, çocukluğunu geçirdiği, koştuğu, düştüğü, kalktığı evinde, barış şehidi yazan resmindeki o ifadesiyle hep genç suratı, midenizden karın boş

Link
Cover image

Başak Sidar Çevik: Ailesi ülkesiydi, ülkesi ailesi

İki ismi olan insanlar çoğunlukla isimlerinden sadece birini kullanırlar. Başak Sidar’sa hem Türkçe ismi Başak’ı hem Kürtçe ismi Sidar’ı kullanıyordu. “Sidar”ın Kürtçedeki anlamı “ağaç gölgesi” olsa da babası İzzettin Çevik kızının ikinci ismini daha çok bir “köprü” gibi görüyordu: Tek başına göğüsleyeceği hayatla onu çok seven ailesi arasında, Türklüğüyle Kürtlüğü arasında, acılar ve mücadelelerle dolu aile geçmişiyle ülkesinin geleceğindeki barış ümidi arasında bir köprü. Antalyalı bir Türk o

Link
Cover image

Nurullah (Ulaş) Erdoğan: Bize moral vermeye devam ediyor

Ulaş, 10 Temmuz 1989’da Siirt, Pervari’de dünyaya gelmiş. Ailesi ona Nurullah adını vermiş ama o kendine Ulaş adını koymuş. Ben ve ortak çevremizde herkes onu, kendi tercih ettiği adıyla andık. O nedenle bu yazıda da ondan Ulaş Erdoğan olarak söz edeceğim. Hayat doluydu Ulaş, sevgi doluydu. Çok çalışkandı, morali hep yüksekti. Sevdası vardı, her genç gibi düşleri vardı. Sesi güzeldi. Yanık yanık söylerdi, hâlâ kulağımızda. Hep de olacak. Onu kime sorsanız, aklına önce Ulaş’ın gülen yüzü ve yaş

Link