10 Ekim’de katledilen Nevzat Sayan hakkında konuşmak için eşi Rabia ve oğlu Berkay’la buluşmamızın (kızı Meliha Ankara’da avukatlık stajı yaptığı için onunla sohbet etme şansım olmadı) daha ilk dakikalarında Nevzat’ın yanı sıra aynı patlamada katledilen bir başka demiryolu emekçisi, Bilgen Parlak hakkında da konuşmaya başladık. Çok yakınlarmış. Eskişehir’de Demiryolu Meslek Lisesinde başlayan dostlukları katledildikleri güne kadar sürmüş. “Kardeşten öte” olduklarını söylüyor Berkay, “herkesin dilindeydi arkadaşlıkları, örnek gösterilirdi, ben de örnek almışımdır.” Liseden sonra atamaları Adana’ya yapılınca hem iş arkadaşı olmuşlar, hem dert ortağı, can yoldaşı. Rabia Sayan, Nevzat’la Bilgen arasındaki güven ilişkisinin sağlamlığını şöyle özetliyor: “Bir sorun olduğunda, para meselesi dâhil, birlikte çözerlerdi, ne yaparlardı, nasıl yaparlardı, eşleri, aileleri bilmezdi, haberimiz bile olmazdı çok zaman. İkisi hallederdi.”

Eşiyle oğlundan Nevzat’ın hayat hikâyesinin belli başlı uğraklarını dinlerken aklım sıklıkla Bilgen’le olan dostluklarına gitti. İkisinin bir araya geldiklerinde neler yaptıklarını, neler konuştuklarını merak ettim. Konuşmadan anlaştıklarına kanaat getirdim sonra. Berkay’ın babası için “Kapalı kutuydu, içini pek açmazdı, duygularını saklardı,” demesi etkili oldu bunda. Can dostuna da muhtemelen içini açmıyordu Nevzat, ama onun kendisini anladığından emindi, gerek duymuyordu. Sağlam dostluklar böyle değil midir? Sessizce anlaşır, konuşmadan dertleşirler. Daha yeni yetmeyken tanışmış, yıllar boyunca aynı işyerinde, aynı sendikada, Birleşik Taşımacılık Sendikasında çalışmışlar, eylemlere, grevlere, gösterilere birlikte katılmışlar. Siyasi parti tercihleri aynı olmadığı halde bu hiç sorun olmamış aralarında. Adıyaman, Kâhtalı bir Kürt olan Bilgen HDP’ye oy veriyormuş, Nevzat ise –Berkay’ın deyişiyle– “Başka seçenek olmadığı için” CHP’ye; ama milliyetçi değilmiş, Kürtlerin hak ve özgürlüklerini öteden beri savunurmuş. Yıllar boyunca başka iş arkadaşlarının da aralarında olduğu kalabalık bir grup olarak ailecek görüşmüşler, (10 Ekim günü bu grubun gençlerinden Yılmaz Elmascan ve eşi Gülhan da katledilmişler, bu gruptan birkaç arkadaşları da yaralanmış), hemen her hafta sonunu birlikte geçirmişler; çocukları beraber büyümüş. Bu arkadaş grubu içinde Bilgen’le dostluklarının yeri ayrıymış ama. Dostlukları konusunda fazla söze gerek yok; Berkay’ın, “Babama bir şey olursa Bilgen Amca bize bakar, diye düşünürdüm, ama ikisini aynı patlamada kaybettik,” dediğini aktarmak yeterli.

Kalabalık bir ailede büyümüş Nevzat. Annesiyle babasının ikinci evliliklerinden 1970’de, Karaman’da dünyaya gelmiş. Babasının önceki eşinden yedi, annesinin iki çocuğu varmış; iki de öz kardeşi olmuş: Bir ağabey ve bir kız kardeş. Nevzat dört yaşındayken Hollanda’ya gitmişler, babası demiryolcuymuş. On yıl sonra kesin dönüş yapmışlar. Hollanda yıllarına ilişkin iki olaydan söz edermiş Nevzat. Nehir kenarında uzandığı bir gün genç bir Hollandalı motosikletiyle Nevzat’ın kafasının üzerinden geçmiş. Ağır yaralanmış, kafatasına platin takılmış. Aynı zamanda komşuları olan bu ırkçı Hollandalıyı Nevzat’ın ağabeyleri döverek cezalandırmışlar. Hollanda’dan söz açıldığında anlattığı ikinci olay ise Ajax’ın kalecisinin Nevzatların okuluna gelmiş olmasıymış. Ona penaltı atmış olduğunu coşkuyla anlatırmış. Sıkı bir futbol meraklısıymış Nevzat, koyu Beşiktaşlıymış. Demiryolcu olduğu için Demirspor’la ilişkisini sorduğumda Berkay, “Demirspor’u da severdi, ama Beşiktaş’ın yeri ayrıydı,” dedi. Sporla ilgisi futboldan ibaret değilmiş. Lisede hentbol oynamış, milli takıma çağrılacak kadar iyiymiş, ama lise bitip Adana’ya tayin olunca milli takıma gidememiş. Adana’da birinci lig takımlarından Çukobirlik’le idmana çıkmış, ama mesai saatleriyle idmanlar çakışınca hentbolu bırakmak zorunda kalmış. Bir başka tutkusu da, çocukken kafasının üzerinden faşistin birinin motosikletle geçmiş olmasına rağmen motosiklet olmuş Nevzat’ın.

Demiryolcu olmak istememiş. Askeri okulu düşünmüş, ama Hollanda dönüşü ortaokul birden başlamak zorunda kalınca yıl kaybetmiş, yaşı askeri okul için tutmamış. Babası ağabeyini koleje gönderdiği halde Nevzat’ın Meslek Lisesine gitmesini istemesinin esas nedeni onun ailenin ılımlı, zor anlarında yetişen çocuğu olmasıymış. Nitekim öbür kardeşlerin Türkiye’de yapamayıp Hollanda’ya dönmelerine rağmen Türkiye’de kalmış. Sonraları ailesiyle fikren anlaşamamasına rağmen aile içinde toparlayıcı rol ona düşmüş, daha doğrusu o üstlenmiş bu rolü.

Geçen sene bayramda neredeyse bütün ailenin Karaman’da bir araya gelmesini sağlamış. Ailenin en büyüğü olan halasının evinde kardeşlerinin, yeğenlerinin bir araya gelmesine ön ayak olmuş. Büyük keyif almış bu beraberlikten. “Son bayramı olduğunu bilirmiş, veda edermiş gibi,” diyor Rabia. Yıllardır gitmediği köye gitmiş, dedesinin mezarını ziyaret etmiş.

“Babam kendisini Adana’da çalışmaya başladıktan sonra bulmuş,” diyor Berkay. Okumaya merak salmış. Bir yandan çalışırken Ceyhan’da Elektrik Yüksekokulunda okumuş, mezun olmuş; kitaplar okumuş, merak ettiği konuları, güncel siyaseti araştırmış, kendisini yetiştirmiş. Öğrenme tutkusu hep sürmüş. Katledilmese DGS’ye hazırlanıp fakültede okumayı planlıyormuş.

Karaman’daki aile bireyleri hayli mütedeyyin ve muhafazakâr oldukları halde Nevzat bu yıllarda okuduklarının etkisiyle sol düşünceyle tanışmış. Bu yüzden ailesiyle bir araya geldiğinde tartışmalar eksik olmazmış. Siyasi, dini konular değilmiş sadece tartıştıkları, öbür kardeşlerine, özellikle kız kardeşine karşı büyüklerin tutumlarını eleştirirmiş. Bunlara rağmen her zaman toparlayıcı olmuş, ailesinden kopmamış. Üvey ağabeylerinden biri ailenin tamamına küsüp uzaklaştığında ağabeyinin kızını bulup sonra da ağabeyine ulaşan ve onu yeniden ailesiyle barıştıran Nevzat olmuş.

Adana’da çalışmaya başladıktan sonra ailesi evlenmesini istemiş. Komşularının kızı Rabia’yı uygun görmüşler. Rabia, gülerek anlatıyor o zamanları. “Bugün kızımın böyle bir evlilik yapmasını, görücü usulü evlenmesini asla istemem,” diyor. Birbirlerini hiç tanımadan nişanlanmışlar. Nişanlıyken aileleri görüşmelerine, tanışmalarına müsaade etmemiş, Nevzat Adana’da çalıştığı için buna imkânları da olmamış. Nişandan kısa süre sonra Nevzat askere gitmiş. Askerdeyken mektuplaşıp mektuplaşmadıklarını sorduğumda, “Mektuplaştık mektuplaşmasına ya, birbirimize nasıl hitap edeceğimizi bile bilmiyorduk,” dedi Rabia, “askere gitmeden önce elimi bile tutmamıştı.”

Yurtdışından gelen akrabaların izinleri nedeniyle terhis olduktan üç gün sonra evlenmiş, üç ay sonra da Adana’da birlikte yaşamaya başlamışlar. İlk yıllar zor olmuş. Nevzat genç yaşta evlendiğinden arkadaşları hep bekârmış. Kapalı bir hayat sürmek zorunda kalmış Rabia, kızları Meliha doğunca arkadaşı o olmuş.

“Aşk nedir bilmeden evlendim Nevzat’la ama onu çok sevdim,” diyor Rabia evliliklerinden konuşurken, “birbirimize hep saygı duyduk, çok iyi arkadaş olduk, onunla gezmeyi, zaman geçirmeyi, sohbet etmeyi hep sevdim, sevildiğimi de hep hissettim, önemsendiğimi bildim.” Berkay da katılıyor annesinin sözlerine. “Babam, annemi hiç kırmazdı, bizim isteklerimize karşı çıktığı olurdu, ama annemin isteklerini mutlaka yerine getirirdi.”

İki çocuk yapmaya karar vermişler. Çocuklardan ilkinin ismini Nevzat’ın, ikincisinin ismini Rabia’nın koymasını kararlaştırmışlar. Kızlarına Nevzat annesinin adını vermiş. Berkay’ın doğumu yaklaştığında Nevzat’ın babası vefat edince ailenin büyükleri dedenin isminin konması için baskı yapmışlar. Nevzat verdiği sözden dönmemiş, oğullarının ismini Rabia’nın koymasında ısrar etmiş. Esas olarak başka bir konuda eşine arka çıkmış Nevzat. Rabia, Berkay altı yaşına geldiğinde üniversitede okumaya karar vermiş, Çukurova Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik bölümünü kazanmış. O sıralarda otuz üç yaşında, iki çocuk annesi olan Rabia’nın fakülteye gitmesine kendi babası bile karşı çıkmış, ama Nevzat, “Hallederiz, madem okumak istiyorsun,” diyerek desteklemiş eşini. “Akşamları eve geldiğinde, üçümüzü ödev yaparken bulurdu,” diyerek gülerek anlattı Rabia o günleri. “Hep destek oldu bana. Sergilerime geldi, keyif almadığını biliyordum ama katıldı buna rağmen.”

Peşinden ekledi: “Nevzat’ı hayatımda nasıl bir yere koyuyorum? Bana özgürlüğümü veren kişi olduğunu düşünüyorum. Hiçbir zaman unutamam desteğini.” Halk Eğitim Merkezinde çini dersi veren Rabia, şu sıralarda Nevzat’ın ve kendi annesinin çok istedikleri bir şeyi yapmaya, atölyesini açmaya çalışıyormuş.

Nevzat’ın başkalarının arzuları ve özgürlükleri konusunda gösterdiği hassasiyetle ilgili olarak Berkay’ın anlattıkları da annesininkilerden farksız.
“Babam hiçbir zaman bir şeyi empoze etmeye çalışmadı bana. Yolları açıkladı, anlattı, seçim yapmayı bana bıraktı. Siyaset olur, din olur, her konuda yol gösterdi, hiçbir şeye zorlamadı. Hayatımın hiçbir döneminde aile baskısı görmedim. Yalan söyleme ihtiyacı duymadım. Özgürce dilediğimi yapabildim. Çoğu insan, arkadaşlarım bu konuda imreniyorlardı.”

İlk gençlik yıllarında babasıyla tartışıp tartışmadıklarını sorduğumdaysa şunları söyledi Berkay:

“Baba-oğul çatışması oluyordu tabii, ama büyük kavga olmazdı. Bir-iki kez olmuştur belki. Babama bağırabilirdim, benimle böyle konuşamazsın demezdi asla, onun da bana bağırdığı olurdu. Sonra geri çekilirdik, ama ilk adımı hep babam atardı, arayı hemen bulurdu, uzun süreli küslük olmazdı. Onunla en yakın olduğumuz dönem son yıllardır. Lisede çok okudum, araştırdım, sorguladım. O yıllara kadar babamın bu kadar donanımlı olduğunu bilmiyordum. Babam kapalı kutudur, çok konuşmaz, karışmaz. Genel kültürü yüksekti oysa. Çok da zekiydi. Kavrayışı güçlüydü, çok hızla kavrardı meseleleri, konuları. Bunları fark ettikten sonra her konuda onunla sohbet etmeye çalıştım. Yeni bir şey öğreniyordum, bakıyordum babamın da bilgisi var, oturup konuşurduk. Bu dönemde çok yakınlaştık. Baba-kız ilişkisi farklıdır, ablama ayrı bir düşkünlüğü vardı, ama biz de bu son yıllarda çok yakın olduk.”

Rabia, Nevzat’ın maddiyatçı biri olmadığından söz ederken, “Hatta vurdumduymazdı bu konuda biraz,” diyor. Bir sorun olduğunda önce “Hallederiz” deyip rahatlatırmış yakınlarını. Ölümünden bu yana belki de en çok onun bu yaklaşımını özlüyor, ihtiyaç duyuyormuş. Bununla beraber vurdumduymaz olmadığı konular da az değilmiş. İşyerindeki ilişkiler, işçilerin, emekçilerin hakları, haksızlıklar, adam kayırmalar, yolsuzluklar… Bunlara ses çıkaranlardan biri olmuş her zaman.

Nevzat revizör olarak başlamış çalışmaya, daha sonra Adana-Mersin arasındaki raybüslere şef olmuş, ama orada çalışırken müdürlerden biriyle çatışınca kendi isteğiyle depoya geçmiş. Ne var ki orada mutlu olmamış, “Duvarlar üzerime geliyor,” demiş bir keresinde Rabia’ya, “ben sahada olmalıyım.” Haksızlıklara hiçbir zaman tahammül edememiş. Berkay, babasının çok yüksek makamlardaki müdürlerin haksızlık yaptıklarında onların odalarına kadar çıkıp eleştirilerini doğrudan ifade ettiğini anlattı. İşçi eylemlerinde de hep ön safta olmuş, grevlere, iş bırakmalara katılmış. Haliyle mimlenmiş. Müdürlük sınavına girmek için başvurduğunda müdürlük hakkı olduğu halde onun ismini listeden silmişler. BTS’de bir dönem yöneticilik yapmış, sendikada iç tartışmalar olduğunda uzak durmuş, sonra yeniden dönmüş. Yardımsever biri olarak tanınırmış çevresinde, duyarlı biriymiş. Bir işçisinin yol parası verecek gücü olmadığını öğrenince onu motosikletiyle işe götürüp getirmeye başlamış. Bundan hiç söz etmemiş ailesine, sabahları alıştıklarından erken çıkmaya başlaması üzerine sorduklarında anlatmış. Bir keresinde peşine takılan bir köpeği alıp gara götürmüş, bakmış ona, arkadaş olmuş. Köpekten rahatsız olanların o yokken köpeği oradan uzaklaştırdığını öğrenince günlerce çok üzülmüş.

9 Ekim akşamı Ankara’ya gideceğini söylediğinde Rabia, gitmesini istememiş önce, “Gitme,” demiş, “beraber zaman geçirelim.” Onunla gezmeyi çok sevdiği halde epeydir buna zaman bulamadıklarından ötürü böyle söylemiş, ama Nevzat, “Arkadaşlar gidiyor, onları yalnız bırakmayayım, hem Ankara’da Meliş’i de görürüm,” deyince, “Peki,” demiş. Nevzat’ın kızına olan düşkünlüğünü bildiği için, ama aynı zamanda birbirlerinin isteklerine, özgürlüklerine gösterdikleri özenden. Sonradan çok üzülmüş, ısrar etse onu kırmayıp gitmeyeceğini biliyormuş. O akşam Nevzat, oğlunun da Ankara’ya gelmesini istemiş. Berkay ertesi gün dersi olduğunu söyleyince, “Boş ver dersi, kırarsın,” demiş. “Otobüsün kalkmasına az kalmıştı, biraz daha erken, on, on-beş dakika önce söylese hazırlanır giderdim mutlaka,” diyor Berkay.

Ankara’ya inince ilk iş Meliş’i görmek için kızının staj yaptığı büroya gitmiş. Sürpriz yapmak istiyormuş, ama Rabia önceden arayıp babasının yanına geleceğini haber vermiş. Baba-kız Rabia’yı aramışlar, saat dokuz buçuk gibi, “Gene dayanamamış, Meliş’e söylemişsin,” diye gülerek sitem etmiş Nevzat.

Bu son konuşmaları olmuş. Sonra kızından ayrılıp arkadaşlarının yanına, Ankara Garına gitmiş.

Behçet Çelik

1968'de Adana'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. Yazılı Günler ve Virgül dergilerini yayınlayanlar arasında yer aldı. Öykü, roman ve deneme kitapları var.