Masanın iki ucunda karşılıklı oturuyoruz. Eylül ayında olmamıza rağmen hava sıcak. Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü Antalya Gazipaşa'dayız ne de olsa. Terliyorum. Hem sıcaktan hem de bir insana hayatının en büyük acısını anlattırmanın getirdiği mahcubiyetten.

Ankara Garı katliamında kaybettiğimiz emekli öğretmen ve HDP Gazipaşa İlçe Eşbaşkanı Niyazi Büyüksütçü'nün eşi Emine Hanım'ın acısı hâlâ taze. Nasıl olmasın ki? Ülkesine barış, adalet gelsin diye mücadele eden eşini, yoldaşını yitirdi o. Üzerinden değil bir, yüz yıl bile geçse unutulur mu bu kaybın acısı?

Emine Hanım tıpkı eşi gibi emekli ilkokul öğretmeni. 1970'li yılların başında Zonguldak Devrek'in bir köyünde Niyazi Büyüksütçü'yle tanışmış. "Niyazi o zaman motosikletiyle okulun önünden geçerdi. Favoriliydi, uzun saçlıydı. 1973'te evlendik" diyor.

Niyazi Büyüksütçü'nün gençlik yıllarından beri toplumsal sorunlara duyarlı olduğunu öğreniyorum eşinden. 12 Eylül darbesinden evvel faaliyet gösteren TÖB-DER'de (Tüm Eğitim ve Öğretim Emekçileri Birleşme ve Dayanışma Derneği) görev alan Niyazi Büyüksütçü, bu derneğin Devrek İlçe Başkanlığı'nı da yapmış.

1977'de, Taksim Meydanı'ndaki "Kanlı 1 Mayıs"a da eşiyle birlikte tanıklık eden Niyazi Büyüksütçü, 70'li yılların sonunda sürgüne gönderildiği Şanlıurfa'da bir yıl kalmış. Devrek'e dönmesinden kısa süre sonra darbe olmuş. O da tutuklananlar arasındaymış. Eşini, kaldığı cezaevinde ziyaret eden Emine Hanım, "Kötü günlerdi" diyerek başlıyor sözlerine: "TÖB-DER'deki faaliyetlerinden dolayı hapse girdi. Gölcük'te cezaevinde kaldı. Bir Kurban Bayramı'nda ziyaretine gittim. Ortada bir tel örgü vardı. Bir yanında mahkûmlar, diğer yanında ziyaretçiler... Herkes aynı anda konuşuyor, hiçbir şey anlamıyorsun."

1980'den sonra ikisi birden Devrek'ten Adıyaman'a sürgün edilmiş. Niyazi Bey sevmiş o kentin insanlarını. Adıyaman'dan söz ederken Emine Hanım'ın yüzüne kırgınlık ve sorgulama dolu bir ifade yayılıyor. Nedenini şu sözlerini duyduktan sonra idrak edebiliyorum: "Ankara Garı'nda kendini patlatan IŞİD'ci canlı bomba Adıyamanlıymış. Biz orada on yıl çalıştık, hizmet verdik. Niyazi'nin bir Adıyamanlının eliyle ölmesi çok acı."

Büyüksütçü çiftinin sonraki durağı İzmit'in Gebze İlçesi olmuş. Niyazi Bey, emekli olana dek orada EĞİTİM SEN (Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası) İlçe Başkanı olarak görev yapmış.

"Gebze'de de aktiftik. Cumartesi Anneleri'ne desteğe giderdik, İstanbul'daki eylemlere katılırdık. Niyazi otuz bir yıllık meslek hayatından sonra benim zorumla emekli oldu. Seviyordu çalışmayı" diyen Emine Hanım da bir dönem Gebze ÖDP'de sekreter olarak çalışmış.

1999'daki Marmara depremi pek çok insan gibi Niyazi ve Emine Büyüksütçü çifti için de dönüm noktası olmuş. Emine Hanım, o günlerden bahsederken "Tüm arkadaşlarımız Gebze'den ayrıldı. Yalnız kaldık orada" diyor. "Eskiden arkadaşlarla tiyatroya, konsere, yemeğe giderdik. Depremden sonra kimse kapalı yere giremez oldu. Zemini sağlam bir bölgeye yerleşmek istedik. On beş yıl evvel Antalya Gazipaşa'ya taşınmamız bu şekilde oldu. Burada bir arazi satın aldık. Siyasi hayatımız da devam ediyordu. Buradaki ÖDP'de biraz çalıştık. Sonrasında partiden ayrılan grubun içinde yer aldık. Ardından ise önce Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi'ne, sonra da HDP'ye girdik."

Emine Hanım ile konuşurken gözüm sehpada, çerçevesinin içinde duran bir fotoğrafa takılıyor. Bahar ya da yaz günü çekildiği belli olan karede, Büyüksütçü çifti ağaçlarla dolu bir bahçede objektife gülümsüyor. Arkalarında ise prefabrik bir ev var. Emine Hanım, o evin öyküsünü çok geçmeden anlatmaya başlıyor: "Niyazi, Bolu depreminden sonra kullanılan ve ardından sökülen prefabrik evlerden birini aldı. Sonra da o evi Gazipaşa'daki arsamıza yeniden kurdu. Bir yıl tek başına uğraştı bunun için. Biz o sırada deniz kenarında kirada oturuyorduk. Niyazi evi bitirince oraya taşındık. Bahçemiz de genişti. Sebze, meyve yetiştirdik orada."

Emine Hanım, Gazipaşa merkezinden biraz uzakta bulunan prefabrik evde yaşamıyor artık. Orada eşinin anılarıyla iç içe bulunmak acısını daha da artırıyor belli ki. Niyazi Bey'in sağlığında satın aldıkları ama birlikte hiç oturmadıkları site içindeki daireye taşınmış. Arada sırada gidiyor prefabrik eve. Niyazi Bey'in emek verdiği bahçeyi ise onu çok seven eski komşuları suluyor.

Büyüksütçü çiftinin çocuğu yok ama yetiştirdikleri öğrencileri evlatları gibi görmüşler. "İlkokul öğretmeni olduğumuz için eksikliğini duymadık" diyor Emine Hanım ve ekliyor: "Niyazi çok severdi çocukları. Onlarla devamlı iletişim hâlindeydi. Pek çoğu cenaze törenine geldi."

"Niyazi Bey en çok ne yapmaktan hoşlanırdı" diye soruyorum Emine Hanım'a. Şöyle cevap veriyor: "Marangozluk işleriyle ve bahçesiyle ilgilenmeyi, kitap okumayı severdi. Bahçede bir ahşap atölyesi yapmıştı kendine. Bolu Mudurnu'nun Sarıyar Köyü'nde doğmuş Niyazi. Oranın orman köyü olması da marangozluk merakında etkili. Tamirattan da anlardı. Bizim eve tamirci gelmezdi hiç. Muhalefet etmeyi; bir şeyleri değiştirmek, güzellikleştirmek için uğraşmayı severdi. Hiç sinirlenmez, karşısındakiyle sabırla konuşurdu. İnternetten ilgisini çeken yazıları, makaleleri çıkarır dosyalardı. Arşiv yapmayı çok severdi. Sendikayla ilgili belgeleri, konuşma metinlerini, tutanakları saklardı. Liderlik yanı vardı. Topluluğun karşısında mikrofonu eline alır ve doğaçlama konuşurdu. Etkili bir hitabeti vardı. Motosiklet ve araba kullanmayı severdi. Gezmeyi de... En son geçen yıl Giresun'a gittik. On gün kaldık orada. Sonra da Bolu'ya gittik. Son gezimiz o oldu. Hayvanlara da düşkündü. Köpek görse oturur onun kenelerini ayıklardı. Bahçeye kedi ve köpekler için yiyecek bırakırdı."

PKK lideri Abdullah Öcalan'ın mektubunun okunduğu 2013 Newroz'unda Diyarbakır'daymış Niyazi Büyüksütçü. "Bıraksaydım Kobanî'ye de gidecekti. Tam bir mücadele insanıydı" diyen Emine Hanım'ın şu sözleri Niyazi Bey'in altmış küsur yıllık hayatının anlamı sanki: "Niyazi'ye nasıl ölmek istediğini sorsalardı, 'Mücadele içinde' cevabını verirdi. Yatakta değil, mücadele içinde ölmek isterdi. Öyle de oldu."

Aslında Barış Mitingi'nden bir gün evvel rahatsızmış Niyazi Bey. Muayene için gittiği doktor ona karaciğer yağlanması teşhisi koymuş, ilaç vermiş. Şeker hastalığından mustarip olduğu için Ankara'ya gitmeme kararı alan Emine Hanım, Niyazi Bey'i de yolculuktan vazgeçirmeye çalışmış. "Hastasın, gitme" demiş ama ikna edememiş.

İzinli miting olduğu için eşinin kötü bir olayla karşı karşıya geleceğini düşünmemiş Emine Hanım. "En fazla gazlarlar, su sıkarlar" demiş. Ama ne yazık ki hiçbir şey tahmin ettiği gibi olmamış. "O gün ben televizyonu açmamıştım. Kardeşim telefon etti. Miting başlamadan evvel Ankara Garı'nın önünde patlama olduğunu ondan öğrendim. Daha sonra can havliyle oradaki arkadaşları aradım. Bulamadılar Niyazi'yi. Telefonu da cevap vermiyor. O akşam yola çıktım, sabah Ankara'daydım. Sonra ölüm haberi geldi. Keçiören Adli Tıp'a gittik. Çok kötüydü her şey. Cenaze arabalarının biri geliyordu, biri gidiyordu. Niyazi, 7 Haziran seçimlerinden evvel Alanya HDP İlçe Eşbaşkanı'ydı. Daha sonra, Gazipaşa'da yaşadığımız için burada eşbaşkan oldu. Ankara'ya Eğitim-Sen'den arkadaşlarıyla gitti. Onlarda kayıp yok. Otobüsten inince Alanya'dan HDP'li arkadaşlarını görüp onların yanına gidiyor. Canlı bomba tam da o sırada Alanya grubunun yanı başında kendini patlatıyor."

Emine Hanım biraz durup nefes alıyor. Ben de susuyorum onunla birlikte. Artık soru sormuyorum. Kendini hazır hissettiğinde oturduğumuz masayı kuşatan sessizlik duvarını cümleleriyle yıkıyor. "Niyazi'yi buraya değil, memleketine defnettik. Bolu Mudurnu'nun Sarıyar Köyü'ne... Çünkü Alanya ve çevresinde 7 Haziran seçiminden sonra milliyetçi saldırılar arttı. Kürtlere ait dükkânlar yakıldı. Doğu'ya giden arabalar taşlandı. Mezarları da yıkarlar diye düşündüm. Sen olsan dükkân yakanların olduğu yere cenazeni gömer misin? Orası en azından kendi köyü. Kendi insanları saygı duyarlar Niyazi'ye. Geçenlerde mezarını yaptırdım. 10 Ekim'de yeniden gideceğim."

Konuşmamızın ardından Emine Hanım ile birlikte balkonda oturuyoruz. Erkek kardeşi de bize katılıyor. Dalından yeni koparılmış meyveleri dişlerken düşüncelere dalıyoruz. Biraz sohbet ediyor, biraz susuyoruz.

Sonra ben Niyazi Bey'in arkadaşlarıyla buluşmak için Gazipaşa'dan Alanya'ya doğru yola çıkıyorum. Hava karardığında varıyorum oraya. Ertesi gün ilk olarak Ankara Garı saldırısından yaralı kurtulan HDP Alanya İlçe Eşbaşkanı İsmail İşli'nin kapısını çalıyorum. İsmail İşli'nin Van Kahvaltı Bahçesi adlı bir mekânı var. Günün en sıcak saatlerini oranın serin çardağında sohbet ederek geçiriyoruz. Elimizden kayıp giden barış umudundan ve elbette Niyazi Büyüksütçü'den konuşuyoruz.

"Niyazi ağabeyi parti çalışmalarından, mitinglerden tanıyorum" diyen İsmail İşli, şöyle devam ediyor sözlerine: "Ne zaman Alanya'ya yolu düşse yanıma gelirdi, konuşurduk. Fikir alışverişinde bulunurduk. Çok pozitif bir insandı. Diyelim ki miting yapacağız. Katılım fazla oldu mu çok heyecanlanıyordu, mutlu oluyordu."

Öğleden sonra Alanya Eğitim-Sen Şube Başkanı Ali Koca ile sendika üyesi öğretmenlerden Kemal Göl de bize katılıyor. Kemal Göl, Niyazi Bey'in mitinglerde bazen ortamın heyecanına kapılıp program dışına çıktığından ve planlanmamış konuşmalar yaptığından söz ediyor. Ancak eleştiriye açık biriymiş Niyazi Büyüksütçü. Kendisini bu konuda tenkit eden Kemal Göl'e, "Haklısın Kemal'im. Bazen sol yanım tutuyor işte" dermiş.

Ali Koca, "O bizim için sıradışı bir insandı" diyor. "Bizim çocuğumuz var ve onun geleceği için mücadele ediyoruz. Onun çocuğu yoktu. Evi, arabası, parası, teknesi vardı. Ömrü boyunca rahat bir emeklilik geçirebilirdi. Ama emekçiydi aynı zamanda. Toplum rahat olmazsa biz de rahat yaşayamayız diyen bir adamdı."

Gün akşama dönerken İsmail İşli'ye veda edip Ali Koca ve Kemal Göl ile birlikte Niyazi Bey'in diğer öğretmen arkadaşlarıyla tanışmaya gidiyorum. Hep birlikte bir café'de oturuyoruz.

Hepsi de Ankara'daki mitinge katılan ve patlamadan yara almadan kurtulan öğretmenlerin yüzünden hüzün ve özlem akıyor. Belli ki Niyazi Büyüksütçü'yü çok seviyorlar. Yüksel Okyay, "Her işten anlardı. O yaşında hiç yorulmazdı" diyor. Ardından Ayşe Koca şunları anlatıyor: "Maddi durumu iyiydi. İstese eşiyle birlikte dünya turuna çıkabilirdi. Hiçbir şey yapmadan ömrünün sonuna kadar refah içinde yaşayabilirdi. Ama o, mücadele içinde bir yaşam sürmeyi tercih etti." Hüsniye Bektaş ise Niyazi Büyüksütçü'nün son anlarını aktarıyor bizlere: "Patlamadan kısa süre önce garın önünde gördüm onu. Kalabalığa bakıp gülümsedi."

Alanya'ya karanlık çöktüğünde Niyazi Büyüksütçü'nün fotoğraflardan tanıdığım yüzü beliriyor gözlerimin önünde. Ağarmış saçları, kalın bıyığı, kararlı bakışları ve gülümsemesi... "Gerçek bir devrimciymiş" diyorum içimden.

Özlem Ertan

Gazeteciliğe 2007'de Agos'ta başladı. Daha sonra Taraf gazetesinde sırasıyla muhabir, editör, Yazı İşleri Müdürü olarak görev yaptı ve kültür - sanat yazıları kaleme aldı. İki romanı var.