Ulaş, 10 Temmuz 1989’da Siirt, Pervari’de dünyaya gelmiş. Ailesi ona Nurullah adını vermiş ama o kendine Ulaş adını koymuş. Ben ve ortak çevremizde herkes onu, kendi tercih ettiği adıyla andık. O nedenle bu yazıda da ondan Ulaş Erdoğan olarak söz edeceğim.

Hayat doluydu Ulaş, sevgi doluydu. Çok çalışkandı, morali hep yüksekti. Sevdası vardı, her genç gibi düşleri vardı. Sesi güzeldi. Yanık yanık söylerdi, hâlâ kulağımızda. Hep de olacak.

Onu kime sorsanız, aklına önce Ulaş’ın gülen yüzü ve yaşattığı kocaman barış umudu gelecektir. Hayatı, pek çok Kürt genci gibi, bütün bir halkın yaşadığı uzun yıllara dayanan dramın vücut bulmuş hâli. Ulaş’ın ailesi korucu olmayı tercih etmiş bir köyün, aynı yolu seçenlerinden. On iki kardeşin arasından babasının bu tercihine isyan eden Ulaş, daha çocuk yaşta idrak etmişti sistemin halkına uyguladığı zulmü. Ailesinin bu korkunç düzen içinde durmayı seçtiği yerin yanlış olduğunu düşünüyordu.

Erken yaşta ailesini terk edip İstanbul’a gelmiş ve bekâr evlerinde, metropolün acımasız, vahşi düzenine katlanmaya razı olmuştu. Haksızlığa tahammül edememişti. Güzelim köyünü, anasının sıcak yemeklerini, sevgi dolu kucağını, arkadaşlarını, alıştığı, sevdiği pek çok şeyi bırakıp gelmişti. Cesurdu, umutluydu. Hayat zor olsa da umudu hiç körelmedi. Gülüşü hiç solmadı. Aksine.

Ulaş, Ankara’ya gitmeden birkaç ay evvel işe başlamıştı. Mutluydu. Motor tutkusu vardı ve yeni iş yerinde motosikletli kuryeydi. Yaptığı her şeyi severek tutkuyla yapmanın dışında, motosiklet sevdasının hazzıyla artık daha da istekle yaşıyordu. Bir gün kendine büyük ve süratli bir motor almanın hayalini kurardı. Ulaş hakkında işvereni ile konuştum. Ulaş’ın adını duyar duymaz gözlerine kederlendi, başladı anlatmaya: “Onunla ilgili ilk hatırladığım şey, her sabah işe geldiğimde güler yüzüyle karşılaşmam. Harika bir kahkahası vardı, insanın içini açan bir kahkahası. Çok okurdu, bizlere de okumamızı tavsiye ederdi. Her iş yerinde olduğu gibi, burada da yoğunluğun neden olduğu stres, çalışanlar arasında veya komşularla arada sırada yaşanan gergin hâllerde Ulaş arabulucu olur, tarafları uzlaştırırdı. Severek çalışırdı, herkesle arası iyiydi. Herkesle son derece kibar ve sevecen diyalog kurardı. Az vakit geçirmemize rağmen onu çok anıyoruz, çok özlüyoruz.”

“Okuduğu kitapları verir, sonra üstünde konuşmak isterdi”

Ulaş’ın duvardaki resmine bakıyor bunları söylerken, devam ediyor. “Doğru düzgün vedalaşamadığımı düşünüyorum, hem böyle olacağını asla düşünemezdik hem de onun gibi hayat dolu bir insanın başına gelebileceğini konduramıyor insan” diyor ve ekliyor, “Günlerce kabullenemedik, hep geleceğini sandık. Ama bir süre sonra hepimiz gerçeği anladık. Ulaş bir daha dönmemek üzere gitmişti. Gülen yüzüyle hâlâ bize moral vermeye devam ediyor, uzaktan bile olsa.”

Ulaş’ın yakın arkadaşlarından Yunus Turan, “Her şeyden önce sıcakkanlı, çevresindeki herkeste sevgi uyandıran birisiydi” diye bahsediyor ondan. “Son derece ileri görüşlüydü” diyor ve devam ediyor Yunus, “Hem çok okurdu hem de bize okumamızı tavsiye eder, okuduğu kitapları verir, sonra üstünde konuşmak, tartışmak isterdi. Herkesin fikrini sorardı, herkesi dinlerdi. Körü körüne hiçbir şeye inanmaz, kendi doğrularını bulmaya çalışırdı. Hep aklımda kalacak bir sözü vardır: ‘Bir insanın yaptığı bir hatayı, topluma mal etmek çok yanlış bir şeydir.’ Herkesin kendini istediği şekilde ifade etmesi gerektiğine inanıyordu. Yardımseverdi, çok çalışkandı. Seçim çalışmalarında, yağmur, kar demeden bazen yemek yemeyi bile unutarak çalıştığımızı hatırlıyorum. Topluma faydalı olacağına inandığı için bu çalışmalardan asla yorulmaz, vazgeçmezdi. Çok da iyi bir dosttu. Üç-dört ay aynı evde yaşadık. Çok uyumlu bir ev arkadaşlığımız oldu. Birlikte yemek yapar, bulaşığımızı yıkardık. En moralsiz anları bile bir espriyle veya bir türküyle dağıtır, keyfimizi yerine getirirdi. Sesi de çok güzeldi, yetenekliydi. Bir şubat günü çok kar yağmıştı. Ben Ağrılıyım, Ulaş Pervarili. Bizim memleketlerin karı boldur. Bir an çocukluğumuzu anımsadık ve memleketi özlediğimizi fark ettik. Hemen iki-üç arkadaşımızı da ikna edip parka gittik ve bakkaldan aldığımız çöp poşetleriyle aralıksız üçdört saat bayırda kaydıktan sonra halay çektik. O gün âdeta çocukluğumuza dönmüştük. Muhteşem bir gündü.”

Ulaş’ın siyasî çalışmalara katıldığı ilk zamanlardan beri onu tanıyan ve bir anlamda ona rehberlik eden HDP Şişli İlçe Eş başkanı Mahmut Çavlı, Ulaş’ı şöyle anlatıyor: “Ben kendisini 2012’de tanımıştım. İstanbul’a görevli olarak atandığım zaman, ilçeye ilk ziyaretimde bana kapıyı Nurullah açmıştı. O günden beri Nurullah hep yanımdaydı. Daha 12 yaşındayken, İstanbul’a geldiğinde ilk uğradığı yer Demokratik Toplum Partisi gençlik meclisi olmuş ve oradaki gençlerle çalışarak hareketle tanışmış. Daha sonra Barış ve Demokrasi Partisi döneminde de çalışmaya devam etti. Türkiye için oldukça karanlık bir süreçti ve o hiç korkmadan o karanlığı aydınlığa çevirmek için çalışıyordu. 2010’dan sonra yapılan KCK operasyonları nedeniyle ilçe binalarına pek gidilemiyordu. Ancak o ilçe teşkilatında duruyor, büroya sahip çıkıyordu. 10 Ekim 2015’e kadar beraber çalıştık. Partiye olan bağlılığı, çalışmalardaki hevesli ve istekli tutumu, işinden her bulduğu fırsatta çalışmalara katılması, partiye gelmesi benim genç arkadaşlar içinde şimdiye kadar ender gördüğüm bir bağlılık ve azim örneğidir.”

Ulaş’ı yine HDP Şişli İlçe Örgütü’nde tanımış, onunla çalışmış yoldaşlarından Yasemin Kipkurt, onun hayvan sevgisinin ne kadar büyük olduğunu hatırlatıyor; sokak hayvanlarına olan yaklaşımında gösterdiği duyarlılığın çok yüksek olduğundan, onlara nerde olursa olsun vakit ayırdığından bahsettiği esnada, hatırıma parkta bir kediyle yan yana uyurken çekilmiş resmi geliyor. Ezilen, ötekileştirilen herkese karşı, özellikle kadınlara, LGBTİ bireylere ve onların mücadelesine verdiği destek ve güç, örnek gösterilir cinstendi. Etrafındaki herkesi etkileme kabiliyeti vardı. İnsanlarla konuşarak önyargılarından kolaylıkla sıyrılmalarına neden olabiliyordu. Genç olmasına rağmen, yaşının çok üstünde bir olgunluğa ve vizyona sahipti.

Daha sonra, Ulaş’ı en eski tanıyanlardan, HDP İl Teşkilatı çalışanı Engin Yardımcı ile konuştum. Ulaş’ın ilginç olduğu kadar zor da olan yaşamını Engin Yardımcı anlattı: “Ulaş, 10-11 yaşlarında Pervari’den İstanbul’a tek başına gelmişti. Bana iş aradığını söyledi. Ben de terzilik ve kuru temizleme yaptığım iş yerimde ertesi gün başlamak üzere onu işe aldım. Sabah dükkâna geldiğimde beni bekliyordu. Çok çalışkandı. Ona ütü yapmasını öğrettim. Sonraları terziliği de öğrendi, hattâ öyle iyi çalışıyordu ki, belediye başkanlığı adaylığım sürecinde dükkânın tüm işini o görüyordu.”

Ankara’ya birlikte gittiği HDP Şişli İlçe Örgütü gençlik koordinasyonundan, çok sevdiği arkadaşlarından biri olan Melek Aslantürk ise şöyle anlatıyor Ulaş’ı: “Hayatımda tanıdığım en harika insanlardan biriydi. Bu ülkeye bir gün barışın geleceğine yürekten inanıyordu. Sürekli gülerdi. Siyasî mücadelesi, ideolojisi çok sağlamdı. Partimize, ilçe örgütümüzün etkinlik ve eylemlerine hep katılır, hemen hemen her gün ilçede bulunur, işlerin içinde aktif olarak çalışırdı. Mutluluğunu hep bizimle paylaşırdı. Kadına çok değer verirdi. Bazı çalışmalar geç saatte bitince kadın arkadaşlarını evlerine bırakırdı. Eğer bir gün şehit düşersem, kadın saflarında savaşırken şehit düşmek isterim, derdi.” Ulaş’ın ilçe örgütünde tanıştığı ve yakın dostluk kurduğu Mehmet Boran ile de konuştum. “O bizim Ulaş’ımızdı. Canımızdı. Herkes gibi, hepimiz gibi de bir hikâyesi vardı” diyor Mehmet, “Bir gün iş çıkışı, HDP Şişli İlçe binasına uğrayayım diye düşündüm; hem yapabileceğim bir şey var mı diye hem de ‘kardeşim’ diye hitap ettiğim Ulaş’ı görürüm hevesiyle gittim. Zili çaldım. Bu kez sevecen, insanın içini ısıtan, sıcacık bir gülümseme değil, zoraki bir tebessümle karşılaştım. Evet, Ulaş’ın gülüşü tam da bu öyleydi; yapmacıklıktan uzak, insanın içine işleyen, doğal bir gülüştü onunki. Bu kez ise yüzüne zoraki bir tebessüm hâkimdi. Oturduk, sohbet ettik. Kızgınlığının sebeplerini açıklamayı esirgemez, daha doğrusu saklayamaz; her şeyi anlatırdı bana. Maçka Parkı’nda bir etkinlik düzenleyecektik. Biri kalkmış, ‘LGBTİ bireyleri düzenlenen etkinliklere gelmemeli’ demiş. Tabiî, o da hâliyle çok kızmış. Hâlâ o sözü aklımdadır: Nasıl olur da ötekileştirilenler, bir başka kesimi ötekileştirmeye kalkışır?” Ulaş olabilecek en insancıl taleple Ankara yollarına düşmüştü. “Barış” istemişti. Herkes için onurlu bir yaşam talebiyle gitmişti. Yaşam isterken, yaşamından oldu. Ulaş, bir kahraman değildi; hiçbirimizin olmadığı gibi. Eksileri artılarıyla, hataları, doğrularıyla bir insandı. Fakat emin olun, çok iyi bir insandı. Bakın, “insandı” diyorum. Sayı değildi. Tıpkı ötekiler gibi. Canımızdı, Ulaş’ımızdı. Aldılar bizden... Tıpkı ötekiler gibi.

Pınar Yiğitoğulları

Ankara doğumlu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Tv Sinema bölümü mezunu. Çokdilli online sanat tv'si www.art-core.tv'yi kurdu ve yönetti. HDP'de çalışıyor, çeşitli mecralarda yazıyor.