11 Ekim 2015 tarihli genellikle muhalif medyada basılan vesikalığında dalgalı kısa saçları, sanki olan bitene biraz şaşırmış gibi bakan koyu elâ gözleri, kalın kaşlarının üzerindeki çizgiler dışında neredeyse hiç kırışmamış yüzü, mavi-lacivert çizgili gömleğiyle gencecik, yakışıklı bir adam Resul Yanar.

Resul, Manisa’nın Saruhanlı ilçesine bağlı Azimli Mahallesi’nde yaşıyordu. Azimli, yaklaşık bin nüfuslu, neredeyse tamamını zorunlu göç mağduru Kürtlerin oluşturduğu; kötü asfaltlı dar yolu ağaççıklar, fundalar, çitlembikler, ardıçlar ve binbir ufak çalıyla çevrili, herkesin daimi gurbette olduğu bir küçük köy.

Bahçesinde Resul’ün Ziraat Bankası’ndan teşvik kredisi çekip hayvancılığa atıldığı zamandan kalma derme çatma ağılın hâlâ durduğu tek katlı mavi badanalı evin çıplak balkonunda eşi Ördek Hanım, oğlu Önder ve kızı Aslınur karşılıyor beni. Hikâyesini, Azimli’ye komşu Mütevelli Kasabasında yaşayan ve gene katliamda kaybettiğimiz Nizamettin Bağcı’nın oğlu Ersin Bağcı’dan biraz dinleyebildim. Aynı babası gibi, yirmi iki yaşından bile genç gösteren Önder, Kürtçe eklemelerle kendisine hatırlatmalar yapan annesiyle birlikte anlatıyor babasının hikâyesini:

Resul’ün İranlı Kürt isyancılarından olan dedeleri Cumhuriyetin erken yıllarında Türkiye’ye kaçtı. Aile Edirne’nin Keşan ilçesine yerleştirildiyse de, bir kısmı sonradan akrabalarının olduğu Ağrı Doğubeyazıt’a taşındı. Resul, nüfus cüzdanına göre 1974 yılında Ağrı Doğubayazıt’ta Esnemez Köyü’nde doğdu. On altı-on yedi yaşlarındayken, iş bulabilmek için Manisa’ya, Azimli’ye geldi. Resul ve Ördek Hanım’ın düğünü Manisa’da yapıldı; çocukları Ömer, Önder, Yusuf ve Aslınur da burada dünyaya geldi. Çok genç evlenmişlerdi. Resul, on yedi – on sekiz yaşlarında baba olmuştu. “Askere gittiğinde iki çocuğu vardı” diyor Önder.

Çocukluk döneminde hayvancılıkla uğraşan Resul, gurbette hayatını inşaat ustası olarak kazanıyordu. Çoğu zaman Manisa’da olamıyordu. Üstlendiği işler genellikle bazı akrabalarının hâlâ yaşadığı ve çok sevdiği Edirne Keşan’daydı. “Açıkçası büyürken babamı çok göremezdik. Altı ay giderdi mesela, evde olmazdı uzun süre” diyor Aslınur. Çocukları babalarının sevecenliğini Azimli’de yerleşik yaşadığı son altı yılda yakından görebildiklerini söylüyor.

Ailesini şaşırtmayı severdi

Her zaman neşeli, çok güler yüzlüydü. Aileye sık sık sürprizler yapan, çocuk ruhlu biriydi. “Mesela bize hiç söylemeden birden çıkıp eve gelirdi” diyor Aslınur. Hayat dolu enerjisi, vesikalık fotoğrafında görüldüğü gibi yüzüne de yansımıştı. “Çok genç gösterirdi. Babamla beni abi-kardeş sanırlardı. Bir kere Balıkesir’de bir kahvede otururken polis kimlik kontrolü yapıyordu. Beni, babamı bir de iki kişiyi daha aldılar. Hiç başımıza böyle bir şey gelmemişti, çok korkmuştuk. Benim kimliğim arabada kalmıştı. ‘Bu benim oğlum’ deyince babama inanmadılar. ‘Sen kaç yaşında evlendin?’ dediler. Kimlik numaramı verip bilgilerime baktıklarında anca inandılar.”

Önder, babasıyla birlikte çalışırdı inşaatlarda. Tıpkı gene Azimli’den Ankara katliamında ölen Emin Aydemir ve oğlu Oktay Aydemir gibi, baba-oğul ilişkisi, usta-çıraklıkla harmanlanmıştı. “Evde babaydı, inşaatta baba oğul ilişkisi yoktu.” İnşaatlarda beraber yatıp kalkar, birlikte harç karar, iskeleye tırmanıp iner, duvar örer, her yere gezmeye birlikte giderlerdi. “Gençlerle takılırdı. Bir yere gidersek ben de gencim, ben de geleceğim derdi. Birlikte denize girerdik. Topluluklara girmeyi çok severdi.”

Neşeli, eğlenceliydi Resul. “Çok doğal bir insandı” diyor Ördek Hanım; Önder Türkçeye çeviriyor. “Çok komik biriydi, her zaman bizi güldürürdü. Çocukla çocuk olurdu, büyükle büyük” diye ekliyor Aslınur.

Yemek yapmayı çok severdi Resul. “Hayatı gurbette geçtiği için aşçılığı çok iyiydi ama tarif falan bilmezdi. Öyle her şeyi içine atar, karıştırırdı,” diyor Önder. “İyi yemek yapardı ama evde yemek yapmazdı” diyor Ördek Hanım. “Anne, mutfakta senle bana hep karışırdı” diyor annesine bakıp gülümseyerek Aslınur; Ördek Hanım da gülümsüyor. Devam ediyor Aslınur: “Ben salata yaparken hep elimi keserdim. Babam gösterdi bana bıçak nasıl tutulur, soğan nasıl doğranır, domates nasıl küp küp kesilir elini kesmeden.”

Bir kere Balıkesir’de çalıştığı bir otelde patronuna yemek yapmış, yemeğin tadına bakan adam neredeyse parmaklarını yemişti. Daha sonra aynı lezzeti tekrar aramış, kendi hanımına Resul’ün yaptığı yemeği anlatmış, fakat kadıncağızın pişirdiği hiç de Resul’ünkine benzememişti. Patron Resul’ü aramış, “Senin verdiğin tat olmuyor, karım yapamıyor. Tarifini versen ne iyi olur” demişti. Resul de, “Tariflik bir şey yok, ne bulursan içine katıp pişiriyorsun işte!” diye cevap vermişti.

Yemek yemeyi de severdi Resul. En sevdiği yemek musakka, en sevdiği tatlı kalburabastıydı.

Sakin, uyumlu biriydi. “Kavga gürültüyü hiç sevmezdi rahmetli babam,” diyor Önder. “Birisi gelir örneğin, belâ arayan, kavga etmek isteyen biri. Rahmetli babam hep yumuşak konuşurdu, sonra o kişi özür dileyerek giderdi. Alttan alırdı, kimsenin kalbini kırmak istemezdi.”

Kavgalarını, tartışmalarını pek hatırlamıyor Ördek Hanım. Yalnızca bir kere, Tarım Bakanlığı hayvancılığı teşvik etmek için kapsamlı bir hibe kampanyası başlattığında, o işe girdiği için kızmıştı kocasına. Kredi çekip çok sayıda büyükbaş almışlar ama o dönemde hayvancılık hibelerinden yararlanan birçokları gibi karşılığını alamamış ve hayvanları dörtte bir fiyata satmak zorunda kalmışlardı. Karısını dinlemeyen Resul dikbaşlılık etmiş, bu işe razı olmayan Ördek Hanım sonunda haklı çıkmıştı. Bugün, o günlerden kalma bir iki süt ineği hâlâ duruyor. “Bütün gün onlarla oyalanıyorum. Onlar da olmasa ne yapardım bilmiyorum” diyor Ördek Hanım.

Tüm hayatı çalışmakla geçen Resul, siyasetle fazla ilgilenmezdi. Katliamın Manisa’dan onunla beraber alıp götürdüğü yoldaşları Nizamettin Bağcı ve gene Azimli’den Emin Aydemir’in aksine dava adamı değildi. Edirne’den sonra en sık çalıştığı il, Balıkesir’di. Gençlik zamanında Balıkesir’de çalıştığı bir otelde çevresinin etkisiyle, 2002 yılında Cem Uzan’ın kurduğu Genç Partinin gençlik kolunda başkanlık yapmıştı örneğin. “Şehitler geliyordu o zamanlar, çok üzülürdü mesela. İnşaattan başka bir yere gitmezdi. Mesela Pazar günü evde oturup ne yapacağız, hadi gidip çalışalım derdi,” diyor Önder.

Resul, Manisa’ya temelli döndükten sonra uzun süre ailesini Edirne’ye veya Balıkesir’e taşımayı ummuş ama evdeki nüfusun muhalefetiyle bundan vazgeçmiş, sonra da Azimli’deki çevrelerini terk etmemekle iyi ettiklerini düşünmüş, “En iyisi gitmedik” demişti. “İnşaatı bırakıp tavuk çiftliği açmak istiyordu,” diyor Önder, karşıki tepede tam da anlatmak istediği yeri eliyle gösterip güzelce tarif ederek. Orada Resul’ün kümes yapmak için uygun bir arsası, bu iş için detaylı planları vardı; belki gene devletten hibe alacaktı.

10 Ekim 2015

Önder katliam gününü hiç unutmuyor: “Cuma günü yola çıktı rahmetli babam. 10:04’te patlama oldu. Babam kendi halinde, geziyor dedim. Aradım, açmadı. Telefonuna bakmazdı, onu bırakır unuturdu. Önce endişelenmedim. En son aradığımda biri yüzüme kapattı. Sonra tekrar aradım, gene aynı şey. Sonra bir daha... O zaman anladım. Anneme, ‘Babam öldü’ dedim. Ağladım.”

Resul’ün abisi, İdris Yanar da patlama günü oradaydı. Patlamada bir gözünü kaybetmiş, neredeyse bir yıl hastanede kalmıştı. Biz Resul’ü konuşurken, hikâyesini Önder’den ve Ersin Bağcı’dan dinlemiş olduğum İdris Yanar geliyor kardeşinin evine. İncecik, dimdik, uzun boylu, ağırbaşlı, mesafeli bir adam. Elimi sıkıyor ama konuşmuyor hiç. Oturuyor balkonda, hiçbir şey söylemiyor. Sessizce bizi dinleyen Ersin’le konuşuyor ara sıra, alçak sesle.

Evindeki herkesin babası Nizamettin Bağcı, kitaplara ve çocuklara bayılan Emin Aydemir ve evinin neşesi, güler yüzlü ve çalışkan Resul Yanar. Ömürlerini Ege’de gurbette yan yana geçirmiş bu üç yoldaşı medyaya düşen ilk patlama resminde gene yan yana, yerde cansız gördü aileleri. “Sanki özellikle çekilmiş gibi,” diyor Ersin, fotoğraftaki bedenleri göstererek, “Bu Emin Amca, bu babam...”

Ersin ve Önder, patlamadan sonraki kargaşayı, babalarının cenazelerini alamadıklarını anlatıyorlar. Aynı Mütevelli’de olduğu gibi, Azimli’de de güvenlik güçleri hem cenazelerin sevkinde hem cenazede engel çıkardı. İlk aşamada Ankara’da klimasız bir ambulansa koymuşlardı Resul’ün naaşını. Zorla, tehditle, kavgayla klimalı bir ambulansa neden sonra almışlardı. Resul’ün zaten geciken cenazesi Azimli’ye getirilirken, köyün çevresini jandarma sarmış; Azimli halkı askerleri içeri koymamıştı.

“Hayat acımasız,” diyor Önder. “Olan gidene oluyor.”

11 Ekim’de çoğu aynı haber ajansından gelen metni kullanan yayınlarda şöyle yazdılar: Manisa Saruhanlu ilçesinden inşaat işçisi Resul Yanar evliydi ve dört çocuğu vardı. Cenazesi 11 Ekim’de Manisa’da toprağa verildi.

Resul Yanar’ın babası Cafer Yanar, “Biz barış için bağırıyoruz, çağırıyoruz. Ne diyeyim, yalvarıyoruz. Peşimizi yine bırakmıyorlar yine bırakmıyorlar. Ne yapacağız. Biz barış istiyoruz, savaş istemiyoruz. Savaştan kimse bir şey anlamaz ki. Kimsenin kârı yoktur. Barıştan, kardeşlikten güzel ne var” dedi.

Güler yüzlü Resul’ün evinde kimse öfkeli değil. Aslınur’un babasına özleminde, Önder’in ustasız kalmasında, okulu bıraktığı için takıldıkları küçük Yusuf’un babasızlığında, Ördek Hanım’ın kederinde bile öfke yok. Her şeye rağmen “barış ve kardeşliğe” inanç var. Saruhanlı’nın Hacırahmanlı Beldesi Azimli Köyü'nde Resul Yanar’ın evinde iklim hâlâ ve inadına barış.

Evin Barış Altıntaş

1978'de doğdu. ODTÜ’de siyaset bilimi, St. Petersburg Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler okudu. Dört yıl Rusya'da yaşadı. Turkish Daily News, Today's Zaman gazetelerinde çalıştı. P24'te yönetici.