Başka başka şehirlerden, mahallelerden, evlerden geldikleri hâlde yürekleri aynı coşku ve umutlarla yüklü binlerce insan, bir sonbahar sabahının aydınlığı altında toplanmışlardı. Alçaklığın, pusuda beklediğinden habersiz…

Barış umuduyla ışıyan bir günü daha acının karasına bulayan kalleşlik, ne yazık ki Suruç’un ardından bu kez Ankara’da karşımıza çıkmıştı. Katışıksız kötülük, barış yoluna baş koymuş nice insanımızı 10 Ekim 2015 günü aramızdan aldı.

Başkalarının acılarına ortak olan, dertlerini kendininmişçesine duyumsayan, işte tam da bu sebepten Barış Mitingi’ne katılmak için o gün yollara düşen güzel insanlardan biri de Tekin Arslan’dı. Dostlarından, sevdiklerinden, hayat arkadaşı Nebahat’ten, evlatları Suna ve Berfin’den koparıldığında elli bir yaşındaydı.
. . . Birkaç sene evvel, ortak bir dostumuz vesilesi ile tesadüfen tanışmıştık Tekin ile. Başka zamanlarda ve yerlerde, dost meclislerinde birkaç kez karşılaştığımızda da selamlaşmıştık. Samimi, sıcacık bir gülümsemesi olduğunu anımsıyorum.

Pek çoğumuz için ilham kaynağı olacak nitelikte bir yaşam örmüş Tekin Arslan kendisine. Elleriyle, emeğiyle ördüğü bu onurlu yaşamın harcını kararken iyilik, dostluk ve dürüstlüğü esirgememiş.

Yirmi senelik hayat arkadaşı Nebahat’le bir araya geliyoruz. Senelerce yan yana, omuz omuza yaşamın güçlüklerini ve güzelliklerini birlikte karşılamışlar, sevgi ve güven sunmuşlar birbirlerine. Tekin, bir eş ve dost olarak hiç hayal kırıklığına uğratmamış Nebahat’i. İki de güzel çocuk getirmişler dünyaya. Babaları ve anneleri gibi becerikli, çalışkan, adalet duygusu yüksek iki genç bugün onlar; Suna on sekiz, Berfin ise on iki yaşında. Çocuklarıyla vakit geçirmeyi çok severmiş Tekin; oyunlar oynar, hikâyeler anlatırmış onlara.

Yola çıktıklarını yarı yolda asla bırakmayan vefakâr, hakikatli bir dost o. Yakın arkadaşı ve yoldaşı Hüseyin, Tekin Abi’siyle geçirdikleri zamanlardan özlemle bahsediyor. Zor zamanlarda dertleri nasıl paylaştıklarını ve güzelliklerde nasıl ortaklaştıklarını anlatıyor. Tekin’in muzipliğinden bahsederken gülümsüyor… Dostlarına takılma, şakalaşma fırsatlarını kaçırmayan birisiymiş Tekin. Gülmeyi de, güldürmeyi de pek severmiş. Halayların başını da bırakmazmış kimselere. Kâh neşeli kâh efkârlı bir türkü tutturduğu da olurmuş, kafasının üzerindeki koca karpuzu düşürmeden uzun uzun oynadığı da. Şaşkın bakışlar altında...

Bu “tekinsiz” dünyada, yokluğu giderek daha fazla hissedilen sevgi dolu bir baba ve eş Tekin Arslan.

Sözünün eri, çalışkan bir emekçi, yılmaz bir devrimci aynı zamanda, gözü pek bir işçi önderi!

Gözlerini dünyaya 1964 senesinde, Erzurum’un bir Alevi mahallesinde açmış. Yedi çocuklu bir ailenin oğlu. Çocuk yaşlarda başlamış çalışmaya; boyacılıktan, fırıncı çıraklığına kadar pek çok iş yapmış. Gayretli ve becerikliymiş de, el attığı işleri hakkını vererek tamamlamayı henüz çok gençken öğrenmiş. Yıllar içinde elinden her iş gelen, ekmeğini taştan çıkaran bir inşaat ustası olmuş. Yirmili yaşlarını ise Ege Bölgesi’nde inşaat işlerinde çalışarak geçirmiş.

Bu yıllar aynı zamanda Tekin’in devrimci düşünceye yönelerek örgütlü siyasette aktif şekilde yer almaya başladığı döneme denk düşmekte. Çalıştığı alanlarda doğal bir işçi önderi olarak, başta inşaat işçileri olmak üzere işçileri kendi sorunları etrafında örgütlemiş, mahalle gençlerini kültür-sanat faaliyetlerine yönlendirerek kültür merkezlerinin oluşumunda öncülük etmiş. Uzun yıllar, kendisinin de bir parçası olduğu işçi sınıfı içerisinde örgütlü mücadeleyi sürdüren Tekin, doksanlı yılların ortasında Emek Partisi’nin kuruluş süreci içinde de yer alarak, ilkeli ve kararlı mücadelesini burada da sürdürmüş. Doksanların sonunda bu siyasi çevre ile yolunu ayırmaya karar verdikten sonra ise, acı-tatlı deneyimlerle beslenmiş, biriktirdikleriyle güçlenmiş mücadele anlayışını, işçi sınıfı saflarının farklı mecralarına taşımaktan geri durmamış. Dışarıda Deli Dalgalar İnisiyatifi, Toplumsal – Der (Toplumsal Birlik ve Dayanışma Derneği), İşçinin Sesi Gazetesi gibi oluşumların kuruluşunda da yer almış. Diğer taraftan mücadele anlayışının kapsayıcı ve bütünleştirici tarafları, özgün bir siyasal dünya kurma olanağı sağlamış Tekin’e. Öyle ki yaşamı boyunca siyasi örgütlerin, kişilerin isimlerine bakmaksızın işçileri bir araya getirmeye yönelik, sınıf yararına olduğuna inandığı her türden faaliyete destek verip, emek harcamaktan kaçınmamış.

Tekin Arslan bizzat bir inşaat işçisi ve bir işçi önderi olarak, inşaat işçilerinin çetrefilli ve uzun sendikalaşma sürecinin de öncüleri arasında yer alıyor. 2014 yılında faaliyete geçen İnşaat İşçileri Sendikası’nın kurucu üyelerinden birisi. Taşeron sisteminin, güvencesizliğin en ağır sonuçlarının yaşandığı, iş kazalarına/cinayetlerine yol açan emniyetsiz koşulların en çok dayatıldığı sektörlerden biri inşaat sektörü. Amansız çalışma koşullarının yanı sıra, örgütlenme ve sendikalaşma olanaklarının kısıtlandığı bir sektör aynı zamanda. Bu zorlu koşullara rağmen Tekin ve yoldaşları hem eylem süreçlerinde dayanışmayı hem de bu süreçler içinde örgütlenmenin yollarını, geçmiş deneyimlerden dersler çıkararak azimle arayıp bulmuşlar. Önce bir sendika girişimi, ardından bağımsız bir sendika olarak İnşaat-İş’i kurmalarıyla birlikte nihayet meslektaşlarına “İnşaat işçisi arkadaş! Sendikana ve mücadelene sahip çık! Emeğin ve onurun için İnşaat-İş’te örgütlen!” diye seslendikleri zamanlara adım adım bu şekilde ulaşmışlar.

Haksızlıklara karşı durmak, sahiplendiği, paylaştığı dertlerin peşini bırakmamak, yapılacak işleri yüklenmek ancak bunları yaparken kendisini ön plana çıkarmamak Tekin’in belirgin hasletleri arasında yer alıyor. Yani aslında doğası gereği bir devrimci o. Adeta başka bir zamanın insanı... Pos bıyıkları, gür sesi ile değil sadece, hayatın her alanına sirayet eden azmi, dürüstlüğü ve mütevazılığı ile yaşam öykülerini kitaplarda okuduğumuz eski dönem devrimcilerinin bizim zamanımızda yaşamış örneklerinden birisi.

Üstelik vefakârlığıyla göçüp giden yoldaşlarının hatıralarını yaşatmak, mücadelelerini sürdürmek için hep gayret gösteriyor. 1991’de henüz yirmi sekiz yaşındayken gözaltında işkencede hayatını kaybeden İmran Aydın yoldaşını hiç unutmuyor. Tekin’in idolü oluyor İmran, bir ömür boyu. Ne acı tesadüftür ki, bu iki devrimcinin Erzurum’da başlamış yaşamları Ankara’da sona eriyor. Farklı zamanlarda da olsa aynı zalimlikle güdülenmiş birbirine çok benzeyen katil eller tarafından alınıyor yaşamları.

1960'lar ve yetmişlerde pek çok direnişi örgütleyen, yapı işçilerinin önder sendikacısı 1979’da vefat eden İsmet Demir için 2015 Mart’ında Kıvılcımlı Enstitüsü ve inşaat işçilerinin birlikte düzenledikleri anma etkinliklerinin organizasyonunda karşımıza yine Tekin Arslan çıkıyor.

Sosyalist hareketin emektarlarından Sırrı Öztürk’ün Ocak 2015’teki cenazesinde Tekin, o dokunaklı ve gür sesiyle Nâzım’ın ''Güneşi İçenlerin Türküsü'' şiirini okuyor.

Alanlarda, meydanlarda ve çetin zamanlarda hep ön saflarda görüyoruz onu. Yeri geldiğinde barikatları en çok zorlayanlar arasında; gerektiğinde ise gerilimleri yatıştıran sağduyulu bir arabulucu. Bir bakıyoruz ki cesareti kırılmış, umutsuzluğa kapılmış kitleyi yeniden diriltmenin bir yolunu bulmuş.

Her daim ezilenin yanında durmayı ve zorluklardan yılmadan ihtiyaç duyanın yanına koşmayı bilen bir aslan yürekli. Dışarıda Deli Dalgalar İnisiyatifi olarak, “Tutsaklara Özgürlük!” diye haykırdıklarında da yumruğu sımsıkı havada, “İş cinayetlerine dur!” demek için Boğaz Köprüsü’nde trafiği kestiklerinde de!

Kobanî’ye Sağlık Ocağı yapmak için “Bir Tuğla Da Sen Koy!” kampanyasını tanıtmak, yaygınlaştırmak için seslenmiş bizlere: “Kobanî’de dünya halklarının kardeşliğini yeniden inşa etmek için, IŞİD çetelerinin yakıp yıktığı yerleri kardeşçe, elbirliği ile emeğimizle örmek için, bir tuğla da sen koy!” demiş.

7 Haziran seçimleri ve Suruç Katliamı sonrasında ortaya çıkan siyasal iklimde memleketin sürüklendiği kaotik ortamda Barış Bloku tarafından düzenlenen, Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’ne elbet gidecekti Tekin Arslan!

10 Ekim günü İnşaat-İş Sendikası’ndan beş yoldaş, Tekin, Serdar, Erol, Münevver, Bülent Ankara’ya vardılar. Nebahat’in de söylediği gibi “Onlar barış için oradaydılar. Başkalarını yaşatmak için…” Güzel yürekli binlerce insan gibi, onlar da alanlara koştular. Fakat ne yazık ki, Tekin, Erol ve Serdar da Türkiye tarihinin en kanlı katliamının kurbanı olan 101 kişi arasındaydılar. Senelerdir ayrılmayan iki yoldaştılar Erol ve Tekin; ölümü de omuz omuza karşıladılar.

… Kartal Cemevi’nde yapılan cenaze töreninde, birçok kesimden, çevreden, belki de başka türlü bir araya gelmesi pek de mümkün olmayan yüzlerce insan Tekin’i uğurlamak üzere toplandılar. Çeşitli vesilelerle bu insanlardan her birinin yaşamına dokunmuş, her birinin dünyasında bir iz bırakmıştı belli ki... Bu toprakların insanına, halklarına dair hiçbir şeyin yabancısı değildi ki o; yüreğinde hepsine yer vermiş, hepsinin yüreğinde kendine yer açmış birisiydi.

Şerefli adı ve varlığını sonsuza dek hatırlanacak insanlardan birisi için daha dostları, “Tekin Yoldaş Ölümsüzdür!” yazdılar. Ve çok haklıydılar!

Onları sevdiklerinden ayırmış ve hâlâ karşımıza arsızca dikilen, iyice semirtilmiş bir sefil zihniyetten arınmanın, bu karanlık sele kapılmadan mücadeleyi sürdürmenin yolları ise bu ölümsüzlükte saklı!

Mücadeleyi onların aziz hatırasından alınan güçle geleceğe taşımak ve bunu yaparken özgürlük, hak, barış mücadelesinin uzun bir yol olduğunu hep hatırlamak gerek. Umutsuzluğa geçit vermemeli!

Tekin Arslan’ın o gür sesiyle okuduğu 'Güneşi İçenlerin Türküsü'nün dizeleri düşmeli akıllara… Bir kez daha ve sonsuza dek yankılanmalı…

Ölenler

            döğüşerek öldüler;

                        güneşe gömüldüler.

Vaktimiz yok onların matemini tutmaya!

                        Akın var

                                         güneşe akın!

                                                    Güneşi zaaptedeceğiz

                                                                             güneşin zaptı yakın!

Aytül Fırat

1976, İstanbul doğumlu. Marmara Üniversitesi, İktisat Bölümünde okudu. İktisadi Büyüme Bilim dalında doktora çalışmalarını sürdürüyor. Kemerburgaz Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalışıyor.